14'

12.5K 1.3K 816
                                    

Talking Heads- Psycho Killer (Bölümde geçen şarkı)

İyi okumalar 💛

°°°

Saat gece yarısını hayli geçmişken hızlı adımlarla okulun koridorunda yürüyor, bir an önce işimi halledip buradan gitmeyi düşlüyordum. Seokjin, yürümeye üşendiğinden mütevellit benimle gelmeyip arabada bekleyeceğini söylediğinde o an için bunu pek fazla dert edinmemiş, sesimi çıkarmamıştım fakat oldukça karanlık ve sessiz olan okul, kararımı bir kez daha sorgulamama sebep oluyordu.

Sahiden, gecenin bir vakti ne bok yiyordum ben burada?

Gün boyu yaşanan olaylar kafamı öyle allak bullak, öyle meşgul etmişti ki ertesi gün önemli bir sınavım olduğunu dâhi unutmuş, Taehyung'un büyüleyici tavırları altında mahsur kalmıştım.

Aklımdan çıkmıyordu. Yemin ederim, göz yaşlarımı görüp yüz hatlarının anbean kasılmasını, profesöre olan dominant tavırlarını ve herkesin önünde kendinden yaşça büyük bir adama boyun eğdirip akabinde benimle bir bebek gibi ilgilendiğini düşündükçe tüylerim diken diken oluyor, dizlerimin üstüne çökerek saatlerce ağlama isteğimi uyandırıyordu.

Taehyung'a karşı ne ara bu kadar yoğun duygular hissetmeye başladığımı inanın ki kestiremiyordum fakat şu anki duygularımın onunla mesajlaşırken ki duygularımdan çok daha farklı olduğunun da bilincindeydim. Taehyung ilk yüz yüze gelişimizden bu yana çok daha gerçek, çok daha güvende hissettiriyordu. Evet, onunla hatırı sayılır vakitler geçirmemiş, uzunca sohbetler etmemiştik belki ancak ne yaparsam yapayım kendime bir türlü engel olamıyor, doğrusu olmak da istemiyordum. Sürekli ona bakmak, ona dokunmak ve onun yanında olmak istemek kulağa her ne kadar delice gelse de en nihayetinde bunu pek umursamamayı tercih etmiştim. Sonuç ne olursa olsun şu anki ânı doyasıya yaşamak benim önceliğim olmalıydı.

Koridorun sağına döndüğüm vakit cebimde titreşen telefonumla ufak bir soluk verdim ve hızla elime aldığım telefonun ekranına baktıktan sonra aramayı cevaplayarak sinirle kulağıma götürdüm. "İçeri gireli daha beş dakika bile olmadı Seokjin, ne var?"

"Deli divaneyim oğlum sana, bilmiyor musun? İki saniye görmezsem ölüyorum aşkımdan."

"Cıvıma," dedim adımlarımı biraz yavaşlatarak, okulun boğucu aurası beni germişti ve ben de bu gerginliğimi elimde olmadan Seokjin'e yansıtıyordum. "Neden aradın?" Arkadan birkaç kızın gülüşme sesi geldiğinde kaşlarımı çattım. "O sesler ne? Yokluğumdan faydalanıp arabaya kız mı attın lan yoksa?"

"Keşke..." Alayla söyledikten sonra boğazını temizledi. "Öğrencilerin dağılmaya başladığını haber vermek için aradım." Biraz duraksadıktan sonra uyuşukça devam etti, arabada oturmaktan sıkıldığı bariz belliydi ve elinde olsa arabaya kız atacağını çok iyi biliyordum. Muhtemelen benim laflarımı çekmek istemediği için kendini frenliyordu. "Okuldaki hayaletlerle baş başa kalmak istemiyorsan elini çabuk tut."

"Ne hayaleti-" Yüzüme kapatılan telefonla sinirle soluyarak telefonu yeniden cebime sıkıştırdım. Arabaya döndüğümde burnundan getirecek, o çok sevdiği saçlarını avuçlarıma dolayacaktım. Bu kadar gerginken üzerime oynamamalıydı! "İt herif, hayalet deyip maytap geçiyor bir de... Sanki ben hayaletlerden korkarım da... Neyim ben, beş yaşındaki bir çocuk mu?"

Kendi kendime söylenerek yürümeye devam ettiğimde uzaktan gelen yüksek oktavlı bir bağırış sesiyle yerimde zıplayarak korkuyla etrafıma bakındım.

O da neydi? Okulda gerçekten hayaletler olamazdı değil mi?

Bir an için Seokjin'in bilinç altıma yerleştirdiği düşüncelerin saçmalığına güldükten sonra dikkatli adımlarla kütüphaneye doğru ilerlemeye başladım, duyduğum kadarıyla ses oradan gelmişti. "Seokjin? Sen misin?" Aptal herif, önce öğrencilerin dağıldığını söyleyerek -bir kısmı dağılmış olabilirdi fakat hepsinin dağıldığını düşünmüyordum zira son sınıflar programları nedeniyle genelde daha geçe kalıyordu- yalanına zemin hazırlamış; sonra da aklıma saçma sapan şeyler sokarak kendince bana bir oyun kurmuştu, yani ben öyle olmasını umuyordum. "Kanmıyorum oyunlarına, ortaya çık."

Cafuné | TaekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin