Adın ne senin ceylan çocuk

2.7K 319 199
                                    

Merhabalar Efendim, artık Kralın Jungkook ile tanışması lazımdı gerekeni yaptık iyi okumalar size yorum yapmayı ve vote atmayı unutmayalım yorumları okuması eğlenceli qhlajxuwşdhwus hadi uzatmayayım

Öptüm çehrenizden

"Bazen yorulduğunuz zaman çıkmaza düşersiniz hiçbir sığınağınız olmaz, çocuklaşmak istersiniz ama nasıl çocuk olunur bilmiyorsunuzdur çünkü zamanında hiç çocuk olmamışsınızdır. Ben ilk defa çocuk oldum ilk defa o şelalenin altında bayram sevinci yaşadım benim bayramım oldu. Üstelik benden haberi olmayan bir ceylan yaptı bunu. Defalarca kez gittim o şelalenin başına hayalini öptüm, kokusunu bilmiyorum ama teni çok güzeldi. Dalgalı ıslak saçlarına dokundum, gözlerinden öptüm. O günden sonra o ceylanı tenimde hissettim. İnanmadığım tanrı şimdi benden intikam mı alıyor yoksa o çocuk benim olamayacak kadar çok mu güzel. Eğer son bir kez daha göreceksem onu Tanrıya boyun eğerim, tüm günahlarımdan tövbe ederim."

"Kralım, ne karar verdiniz?"  Duyduğu sesle başını yazdığı defterden kaldıran kral Kont'a boş gözler ile baktı.

" Ne demiştin Namjoon" Kral gözlerini kırpıştırıp durumu algılamaya çalıştı.

Kont derin bir nefes vererek eline kadeh alan Krala bakıp birkaç adımda masasına yaklaşarak önünde bulunan sandalyeye oturmak için izin istedi Kralın otur işareti ile Kont sandalyeye oturdu.

" Sizin için endişeleniyorum günlerdir dalgınısınız, ilaçlarınızı almıyorsunuz kendinizi düşünmüyorsanız devletimizi düşünün. Bir sorun varsa lütfen anlatın bana efendim."

Kral duydukları ile yüzünü ekşitti, geriye yaslanıp bacak bacak üstüne atıp boynunu omzuna doğru yasladı. Elinde bulunan kadehi hafif yuvarlaklar halinde sallıyor bir yandan da kendisi için endişelenen kuzenini dinliyordu. Her zaman ki Namjoon diye düşündü ve hafif sesli bir şekilde güldü.

Kont efendisinin bu şekilde gülmesine dayanamayıp sırıttı.  "Galiba gerçekten kafanız iyi." 

Kral elinde bulunan kadehi masaya koyup ciddiyetle konta yaklaştı. " Bir davet ayarlamanı istiyorum. Halka haber ver, herkesin gelmesini emret. Özellikle gençlerin katılmasını emrettiğimi de duyur."

Emri alan Kont kralı daha fazla sorgulamanın kötü olacağını düşündü. "Siz ne yapacaksınız efendim?"

İki saniye düşünür gibi yapan Kral bitkin bir şekilde nefes verdi, devlet işleri ile fazlaca haşır neşir olduğu için biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı. "Çıkıp saatlerce dolaşmak istiyorum ama kafam benimle gelmesin istiyorum, bu mümkün mü Namjoon?"

Kral ayağa kalkıp silkendikten sonra saçlarını parmakları ile geriye doğru taradı ve Kralın ayağa kalktığını gören Kont da krala eşlik etti.

"Ben biraz dolaşmaya çıkacağım. Kimse gelmesin, tek kelime etme ve işinin başına dön Kont."  Kalın ve tok sesinden taviz vermeyen kral ufak bir uyarı çekti.

Namjoon tam ağzını açacakken ellerini ağzına götürüp fermuar kapatma işareti yapıp baş selamı verdi ve odadan çıktı.
Akşamüstü kral atına binip hassas bir şekilde atı sürüyordu, o kadar hızlı sürüyordu ki içinde bir yerlerde saklanan çocuk tekrar gün yüzüne çıkmıştı.

Esmer tenini süsleyen saçları rüzgarla öyle güzel bir ahenk içerisindeydi ki yeryüzünde olan tüm canlılar bu görüntüye diz çöküp biat edebilirlerdi.

Ormanın içerisine yaklaştıkça hızını kesen kral bir müddet sonra durmuş ve atından inip bir ağaca bağlamıştı. Yavaş adımlarla onu kasıp kavuran yere, şelalelin yanına doğru yürümeye başladı. Bir taraftan gözleriyle ormanın her tarafını karış karış dokuyor bir umut ceylan çocuğu bekliyordu.

Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmeden öylece bekledi ve burukça tebessüm edip omuz silkti. "Ne bekliyorsun ki, muhtemelen hayal gördün Taehyung. O bu dünyaya ait olamayacak kadar güzel bir canlı."

Ayağa kalkan kral tekrardan umut ederek etrafa bakıyordu ama kuşların sesinden başka hiçbir ses duyamayınca umudu keserek geldiği yoldan geri dönmeye karar verdi. Tam atına binip yuları tutarken at delirmişcesine şaha kalktı. Kim Taehyung tam düşecekken ağzından sert bir küfür eşliğinde ata tutunup aniden bindiği atın hızlandığına şahit oldu. At delirmiş gibi ormana doğru koşmaya başladı.

"Senin neyin var böyle"  Kral son ses tonu ile koşan atını sakinleştirmeye çalışıyor bir yandan da durması için yuları sertçe tutuyordu. Fakat at sahibinin emrine karşı çıkıyor ve son hızda koşmaya devam ediyordu. Uzun bir koşunun ardından atı zar zor durduran Kral olayın şokuyla ata yaslanıp bir süre soluklandı ve karşısında gördüğü şeyle taşları yerine oturttu.

Karşısında kar beyazı, saçları örülü dişi bir at bulunuyordu.  "Gerçekten oradan buraya onun varlığını nasıl hissettin?" at ile konuşan kral attan inip nefes nefese yere oturdu. "Pekâlâ bu yaptığını affedebilirim, senin de kafa dağıtmaya ihtiyacın olmuş olabilir." Biraz soluklandıktan sonra ayağa kalkan kral bulunduğu yerden fazla uzaklaşmadan yürümeye başladı. Hava karardığı için zaten fazla şansı da yoktu.

Ve birden ağzından yüksek sesli bir küfür kaçtı. "Sikeyim kim attı bunu? " elini hızla koluna atan kral acıyla inlemeye başladı, ardından hemen üzerinde bulunan bıçağa doğru uzanıp kendini korumak için siper aldı. Aniden arkasında hissettiği bir bedenle dönüp acıyan koluna rağmen adamı boynundan tutup önüne doğru çekti. Şimdi adamın sırtı kralın göğsüne doğru yaslanmıştı. Bir yandan da bıçağı adamın boynuna yaslamış daha iyi etkisiz hale getirmişti.   

"Şimdi şuracıkta alacağım kelleni."

Adam kralın koluna hafifçe vuruyor nefes alamadığını ima ediyordu. Ve birden can havliyle kralın karnına dirseğini geçirip kralı kendisinden uzaklaştırdı. Kral tekrar gardını alıp bıçağı adama doğrultacaktı ki gördüğü şey ile aniden beyninde şimşekler çakmaya başladı.

O bir adam değildi, o şelalenin orada ceylandan öte bir güzellikte gördüğü çocuktu. Anın getirisi ile ortada büyük bir şaşkınlıktan çok sessizlik vardı. Kral elinde bulunan bıçağı düşürüp nefesini tuttuğunu fark edince kendisine gelmek için içinden telkinler veriyor midesinin bulunmasına engel olamıyordu. İçinden sadece tek bir şey geçiyordu. "O ceylan çocuk burada, o gerçek." 

Genç oğlan krala doğru bir adım atıp koluna gelen oku görünce kekelemeden edemedi.

"Efendim affedin, ben" genç  oğlan neredeyse ağlamaklı konuşuyordu ve derin bir nefes alıp tekrardan söze girdi. "Ben ceylan avlıyordum sizi fark edemedim lütfen bağışlayın."

Kralın ağzından zar zor kelimeler çıkıyor ve canının acısını neredeyse unutturacak bu güzellik karşısında kendisini zar zor zapt ediyordu.  "Hayır önemi yok, ufak bir sıyırık."

"Efendim kolunuz kötü durumda lütfen bakmama izin verin"

Kral genç oğlanı daha fazla endişelendirmemek için başıyla onaylamış ve oğlanın onu yönlendirmesiyle bir kayanın üzerine oturmuştu.

Avcı zaman kaybetmeden beline bağlamış olduğu kuşağı söktü. Ve krala biraz yaklaşıp hemen işe koyuldu.

"Önce şu okun ucunu kırmama izin verin efendim."  Genç oğlan mahçup ve korkmuş bir ifadeyle konuşuyor bir yandan da kralın kolunda bulunan okun yarısını kırıp kuşağı yavaş hareketlerle kralın koluna doluyordu.

Kral gencin yapmış olduğu her şeyi büyük bir dikkatle izliyor canının acısını unutmaya çalışıyordu. Zaten şu an fiziki bir ağrı hissetmesi de mümkün değildi.

"Bu sizi bir süre idare eder, dilerseniz sizi götürebilir gideceğiniz yere. Gerçekten çok özür dilerim, asla yanlış yapmamam gereken birisine bu yanlışı yapmış olmam beni derinden üzdü Kralım."

Kral kaşlarını çatıp hafifçe tebessüm etti. Kirpiklerinin altından genci izliyor ve yaptığı her hakareti sevimli buluyordu.

"Söylesene adın ne senin ceylan çocuk?"

Kralın birden sorduğu soru ile yerine mıhlanıp hareket edemeyen genç kekelememek için yavaş yavaş konuşuyordu. Hava bu denli karanlık olmasa yanaklarının kızardığı aşikar bir şekilde belli olurdu.

"Jungkook efendim."

İMPARATOR Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin