•Son Şans•

3K 351 14
                                    

İyi okumalar.

.
.
.
.

İlk başarılı çizimimin üzerinden 2 gün geçti ve Jong Hyun Efendi'nin bana karşı yeni yeni filizlenmeye başlayan o küçük umut tanesinin üzerine basıp onu çıktığı yere geri sokmuştum.

Yine gölde oturup balıkları seyrederken düşünüyordum. Neden olmuyordu? Sadece ustamın benimle gurur duymasını istiyordum ama onu bile yapacak becerim maalesef ki yoktu.

Yorulmuştum. Bu kadar şey bana çok fazla gelmeye başlamıştı.

Çimlere uzanıp mavi gökyüzünü izlemeye başladım. Acaba öldükten sonra ne oluyordu? Cennet ve cehennem gerçekten var mıydı yoksa din adamlarının uydurmacalarından biri miydi? Ya da yeniden dünyaya gelip geçmiş hayatlarını unutarak yeni bir hayata mı başlıyorlardı? Yoksa dedikleri gibi ölenler birer yıldız mı oluyordu gökyüzünde? Bu sorular iyice kafamı karıştırmıştı. Daha fazla düşünmemeye karar verip gökyüzündeki bulutlara baktım. Sonuçta herkesin düşüncesi kendine değil mi? İsteyen istediğine inanabilir, kimin haddine karışmak.

Aslında şu iki gündür buraya gelen o uzun saçlı kişiyi düşünüyordum. Buraya çok sık birileri gelmezdi. Hatta neredeyse kimse gelmezdi. O gün gelen kimdi? O günden sonra onu bir daha görmedim. Acaba sarayı ziyarete gelen zengin tüccarlardan olabilir miydi? Ya da kralın misafirlerinden biriydi. Eğer bu saraydaysa görürdüm belki yine.

Düşüncelerim arasında kaybolmuşken gözlerim kapanmaya başladı ve ağacın altında uyuyakaldım.

Jong Hyun Efendi'nin sesini duymamla sıçrayarak kalktım ve tepemde dikilmiş bana bağıran Jong Hyun Efendi'ye baktım.

"Jeongguk neredesin sen!? Kaç saattir seni bekliyorum!"

Kulağımı çekerek beni ayağa kaldırdı ve eli kulağımda atölyeye doğru yürümeye başladı. Atölyeye geldiğimizde beni içeri sokup arkamdan girdi ve sürgülü kapıyı çekerek bana döndü.

"Bak Jeongguk senin için son bir umudum kaldı. Senden bir çizim isteyeceğim onu da yapamazsan artık seni yanımda istemiyorum."

Ama burası da olmazsa başka nereye gidecektim? Hiçbir işe yatkın değildim.

"Çabalayacağım efendim."

Ellerimi önümde birleştirerek başımı öne eğdim ve ağlamamak için dudaklarımı ısırdım.

"Çabalarının farkındayım ama bu şekilde devam edersen benim yapabileceğim bir şey kalmaz."

"Ama başka hiçbir yerde de yapamıyorum ki."

Başımı kaldırıp Jong Hyun Efendi'ye baktım.

"Ama dediğim gibi çizemezsen burada bir işin yok. Yeteneklisin Jeongguk ama daha fazla bu şekilde çizmeye devam edersen olmaz. Sana nedenini anlatttım. Krallara senin bu çizim tekniğini gösteremeyiz, uygun olmaz."

"Anlıyorum ve elimden geleni yapıyorum. Lütfen beni yanınızdan göndermeyin. Nereye gidersem gideyim dövüyorlar sürekli."

"Dediğim gibi sana son bir şans vereceğim. Burada kalıp kalmayacağına o karar verecek."

"Peki, ne yapacağım?"

"Bir manzara resmi istiyorum senden. Sürekli gittiğin şu göl olur, mağara olur, dağ, taş artık sana kalmış. Ama aynı bu şekilde istiyorum."

2 gün önce çizdiğim resmi göstererek bana baktı.

"Aynı bu şekilde olacak tamam mı? Bu tarzı kullanacaksın. sana 1 hafta veriyorum. 1 hafta sonra çizimine bakacağım, şimdi gidebilirsin."

Eğilip atölyeden çıktım ve sarayda gezmeye karar verdim.

Buraya geleli 8 yıl oldu fakat hâlâ bu sarayı bilmiyordum. Yani nerede ne var? Kim nerede, nasıl kalıyor? Hiç görmemiştim. Kralı ve ailesini de görmemiştim. Prensleri veya prensesleri görmem lazımdı en azından, çünkü onlar kral ve kraliçeden daha çok dışarı çıkarlar. Yani benim bildiğim bu.

Jong Hyun Efendi ile biraz dedikodu yapmaya çalışmıştım ama kral ile araları çok yakın olduğu için bana pek bir şey söylemiyordu. Bir keresinde ağzından kralın başka bir kadını sevdiğini fakat zorla kraliçe ile evlendirildiğini söylemişti. Hikayeyi merak edip daha fazlasını öğrenmek istediğimde ise bana kızarak beni atölyeden kovmuştu. Ne var merak ettiysem? Hanedan ile ilgili pek çok şeyi merak ediyordum ama tanıdığım yoktu ki bana anlatsın!

Neyse şimdi bunları düşünmenin ve merakın hiç sırası değil. Eğer Jong Hyun Efendi de beni istemezse ya cariyeler koğuşuna geri dönecektim ya da mutfağa çırak olacaktım. Kalfa beni mutfağa götürmezdi, kesin sarayı yakarım diye. Cariyeler koğuşuna da dönüp cariye olmak ve ailemin katillerinin gözlerinin içine baka baka onlara hizmet etmek istemiyordum! Şöyle bir şey de var cariyeler burada kalfalar tarafından bir güzel yıkanırlar daha sonra süslenip püslenerek bir yere giderlerdi. Geri döndüklerinde nedense çok mutlu olurlardı. Sadece bir gün ve seçilen cariye giderdi oraya.

Nereye gittiklerini merak ediyordum ama gitmeyi kesinlikle istemezdim. Zaten kimse de beni seçmezdi.

O değilde hızlıca çıktığım için fark etmemişim ama nereye yapacaktım ben bu resmi? Kağıt falan hiçbir malzeme almamıştım. En iyisi Jong Hyun Efendi kralın yanına gittiğinde atölyeye girip kağıt ve boya almaktı.

Tam o sırada sürgülü kapı açıldı ve Jong Hyun Efendi atölyeden çıktı.

Fırsat bu fırsat diyerek o gidene kadar bekledim ve gittiğinden emin olduktan sonra içeri girdim. Hızlıca gerekli malzemeleri toparladıktan sonra örnek çizimi de alıp çıktım ve koşarak göle gittim. Bu sefer yapacaktım ve Jong Hyun Efendi'nin de hoşuma gidecek mükemmel bir manzara resmi çizecektim.

Yapabilirsin Jeongguk, yaparsın.

Kağıdı bulduğum düz bir taşın üzerine koydum ve fırçayı elime alarak boyaya batırdım. Örnek çizimi iyice inceledikten sonra fırçayı kağıdın üzerine gezdirmeye başladım.

Incompetent PainterHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin