•Şifahanede Bir Gün•

3K 333 55
                                    

İyi okumalar.

.
.
.
.

Gözlerimi araladığımda doğrulup etrafa baktım. Başımda bekleyen veliaht prensi görünce oturduğum yerden eğilmeye çalıştım.

"Gerek yok, zorlama kendini. Nasıl hissediyorsun?"

Doğrularak ona baktım. Gözlerini hiç kırpmadan bana baktığını görünce utanıp gözlerimi kaçırdım.

"Sayenizde iyiyim prensim. Siz gelmeseydiniz ne hâlde olurdum kim bilir."

Prens gülümsedi ve yanıma gelip uzandığım yatağın kenarına oturdu.

"İyi olmana sevindim."

Gülümsemesini düşürmeden elini bana uzattı. Elini sıkıp sıkmamak konusunda tereddüt ettiğimi görünce elimi tuttu.

"Ben Veliaht Prens Kim Taehyung, ya senin adın nedir?"

"Jeongguk, prensim. Jeon Jeongguk."

"Tanıştığıma memnun oldum Jeongguk."

Sevecen tavrı ve kare gülüşü o kadar huzurlu ve güvende hissettirmişti ki. Bir an için yeni tanıştığım bu adama bütün ömrümü adamak istedim.

"O şeref bana ait efendim. Yani sizinle tanışabilme onuruna eriştim."

"Söyle bakalım Jong Hyun Efendi niye bu kadar kızdı sana?"

Gözlerimi ellerime indirip ellerimle oynamaya başladım.

"Şey, ben onun çırağıydım ve beni gelecekte saray ressamı olabilmem için eğitiyordu. Tabii benim beceriksizliğim ve yetersizliğim yüzünden sabrı kalmadı ve bana bir görev verdi, bir çizim istedi benden. 1 haftanın sonunda, yani bugün ona çizimimi gösterdim ama beğenmedi. Sabrı kalmamış olacaktır ki bana vurmaya başladı. Tam bayılacaktım siz gelip beni kurtardınız. Hakkınızı nasıl öderim bilemiyorum prensim."

Tamam hanedan üyelerini sevmiyor olabilirdim ama sonuçta prens Taehyung beni zor bir durumdan kurtarmıştı. Üstelik bana karşı o kadar nazik ve kibar davranıyordu ki.

"Ne kadar çok konuştun öyle."

Güldü ve gülerken eliyle ağzını kapattı. Gerçekten çok zarif biri!

"Normalde öyle çok konuşmam. Bir anda oldu sanırım."

"Olsun, sesin güzel, hep böyle konuş sen."

"Emredersiniz majesteleri."

İkimizde gülerken kapı açıldı ve içeriye prensin muhafızlarından biri girdi.

"Majesteleri, babanız kral sizinle görüşmek istediğini söyledi. Derhal gelmeniz icap ediyormuş."

Taehyung derin bir nefes verip bana baktı.

"Ben hemen dönerim, sen burada bekle olur mu?"

"Fazla bir seçeneğim yok gibi görünüyor, yani beklemekten başka."

Gülümsedi ve şifahaneden çıktı. Ben de yapayalnız kalakaldım, her zamanki gibi...

Yatağa geri uzanıp ellerimi başımın altına koydum ve düşünmeye başladım.

Veliaht prens gerçekten çok mükemmeldi. Nasıl desem ki? Neyse öyleydi işte.

Gerçekten geri gelecek miydi? Neden benimle bu kadar çok ilgilenmişti ki? Uyanana kadar başımda beklemiş miydi gerçekten?

İlk defa biri tarafından bu kadar önemsenmiştim ve hoşuma gitmişti. Üstelik beni önemseyen kişi Veliaht Prens Kim Taehyung'tu!

Eminim Prens Kim Taehyung geri kalan ailesinden çok farklıydı. Ailesi gaddar ve acımasız iken kendisi son derece nazikti ki.

O değilde şimdi bana ne olacaktı? Jong Hyun Efendi artık beni istemezdi. Başka bir yere de gidemezdim, cariyeler koğuşu dışında. Kalfa da beni oraya sokmazdı, o kadar tabak kırdıktan sonra. Bir sürü masraf çıkarmıştım sonuçta. Ne yapacağım şimdi ben? Acaba prens bir şeyler yapabilir miydi? Hayır, hayır Jeongguk! Prens sana fazlasıyla yardım etti. Geri kalan her şey senin elinde artık.

Düşüncelerim arasında kaybolurken gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Uykuya karşı daha fazla savaşmayıp teslim oldum ve gözlerimi araladım.

.
.
.
.

Gözlerimi tekrar araladığımda Prens Kim yatağımın ucuna oturmuş bekliyordu. Uyandığımı görünce bana bakıp elini elimin üzerine koydu.

"Sonunda uyandın! Bir an için hiç uyanmayacaksın sandım Jeongguk. Biraz daha iyi misin şimdi?"

Başımı sallayıp gözlerimi ovuşturdum.

"İyiyim prensim, teşekkür ederim yanımda olduğunuz için."

"Jong Hyun Efendi seni sordu, yaraları nasıl diye."

Jong Hyun Efendi'nin adını duyunca yüzüm düşmüştü. Bunu fark eden Prens parmağını çeneme koyup başımı kaldırdı ve ona bakmamı sağladı.

"Jeongguk elbette kimse saf yetenek ile doğmaz. Yetenekli olabilirsin lakin çalışmadan sadece bu yetenekle hiçbir yere varamazsın. Çalışmalısın ki yeteneğini daha ileriye taşıyabilesin, öyle değil mi?"

"Benim hiçbir yeteneğim yok, ben beceriksizin tekiyim! Asker ocağında da cariyeler koğuşunda da bana hep beceriksizsin, senden bir halt olmaz dediler. Ben daha ne yapabilirim bilemiyorum prensim. Jong Hyun Efendi beni sevsin, benimle gurur duysun istedim, çok uğraştım o resim için. Gecemi gündüzüme katıp mum ışığının altında uykusuz geçen gecelerin sonunda bitirdim ben o resmi lakin o gözlerimin önünde yırtıp attı."

Gözyaşlarım akmaya başlayınca Prens Kim ellerini omuzlarıma koyarak beni kendine çekti ve bana sıkıca sarıldı.

Gözlerimi kocaman açıp bir süre bana sarılmasının şokunu üzerimden atmaya çalıştım. Şoku atlattıktan sonra ondan ayrılıp gözlerine baktım.

Bana bakıp yanaklarıma süzülen yaşları baş parmağı ile sildi ve gülümsedi.

"Eğer Jong Hyun Efendi'nin yanına girebildiysen eminim çok yeteneklisindir Jeongguk lakin anladığım kadarıyla hâlâ eğitilmen gerekiyor. Biraz zaman ile ger şey çözülür sen merak buyurma tamam mı?"

Başımı sallayıp gülümsedim. Neden hâlâ benimle bu kadar ilgilendiğini kestirememiştim.

"Seni sevdim Jeon. Sık sık gelirim artık, eminim yakın arkadaşlar olabiliriz."

"Oluruz prensim, nasıl uygun gördüyseniz öyle olsun."

"Şimdi gitmem gerekiyor, derslerim var. Seninle yarın gölde buluşmak isterim."

"Olur prensim. Benim için uygundur."

Kalktı ve şifahaneden çıktı. O gidince sürgülü kapı tekrar aralandı ve Jong Hyun Efendi içeri girdi. Onu görünce yüzümdeki gülümseme düşmüştü. Ona arkamı dönerek yatağa uzandım ve gözlerimi kapattım.

Yatağımın ucuna çöken ağırlık ile yanıma oturduğunu anladım.

"Biliyorum bana kırgınsın Jeongguk ama gerçekten kendimi tutamadım ben bilmiyorum böyle biri değilim biliyorsun. Kral bana biraz çıkıştı ben de acısını senden giderdim, yanlış biliyorum. Beni affedebilecek misin?"

Cevap vermedim. Kırgındım. Bu kadar küçük bir şey için bu yediğim dayağı hak etmemiştim.

Derin bir nefes verdiğini duydum.

"Pekâlâ, konuşmayacak mısın benimle?"

"Jong Hyun Efendi, gidin. Canım acıyor, uyumak istiyorum."

Yatağımdaki ağırlık kalktığında arkamı dönüp sürgülü kapıdan çıkan Jong Hyun Efendi'ye baktım. En azından gelip özür dilemişti. Bu demek oluyordu ki beni yanından göndermeyecekti.

Buradan çıktıktan sonra onunla konuşmaya karar verip biraz uyumanın iyi olacağını düşündüm ve gözlerimi kapattım.

Incompetent PainterHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin