•Karanlık Zindanlar•

2.2K 279 105
                                    

İyi okumalar.

.
.
.
.

İşte sabah olmuştu. Katil oluşumun ardından ilk günümdü.

Gece gözüme zerre uyku girmemişti. Sabahta Jong Hyun Efendi benim için yiyecek bir şeyler getirdi lakin yememiştim. Canım hiçbir şey istemiyordu.

Nereye baksam o adamın suratını görüyordum, sanki hayaleti beni izlemek için gelmişti.

Ben sırtım dönük yatarken Jong Hyun Efendi içeri girdi ve yanıma oturdu.

"Jeongguk beni endişelendiriyorsun. Hiçbir şey de yemedin. Kalk hadi artık yatağından, göle git, balıkları seyret, temiz hava al. Olmaz mı?"

"Sizce olur mu Jong Hyun Efendi? Bu hâlde iken nasıl dışarı çıkabilirim? Vücudumun her yerine pis el izleri var ayrıca ellerim kan içinde! Nasıl çıkarım söylesenize!?"

Gözlerimi kocaman açmış ona bakıyordum. Artık neredeyse delirme eşiğine gelmiştim.

"Ya beni yakalayıp zindanlara atarlarsa? Sonum ne olur? Darağacında boğulmak mı yoksa bir celladın kılıcının başımı gövdemden ayırması mı? Siz söyleyin, sonuçta kralı iyi tanırsınız. Söylesenize bana hangi cezayı layık görür kralımız? Yoksa denize mi atar?"

Jong Hyun Efendi bana sıkıca sarılarak saçlarımı okşadı.

"Böyle bir şeye asla izin vermem Jeongguk. Kral beni dinleyecektir, bu şekilde kendini paralama lütfen. Kimsenin seni gördüğü yok ki zaten. Tasalanma elbet unutulur gider."

Başımı Jong Hyun Efendi'nin göğsüne gömüp hıçkırarak ağlamaya başladım. Onun göğsüne hafifçe yumruklar atıyor ve beni bırakmasını istiyordum. Beni bırakırsa kendime zarar vereceğimi bildiği için bırakmıyordu.

"Jeongguk biraz sakinleş lütfen."

"Nasıl sakinleşebilirim? Ben artık bir katilim!"

Çalan kapıyla Jong Hyun Efendi'den ayrılıp duvarın bir köşesine iyice sindim ve ellerimi saçlarıma geçirdim.

"Bittim ben, mahvoldum. Beni alakacaklar, beni de öldürecekler."

"Saçmalama yemeğini getirmişlerdir. Hiçbir sey yemedin."

Prensin sesini duyunca gözlerimi kocaman açıp Jong Hyun Efendi'ye baktım.

"Jeongguk, Jong Hyun Efendi içeride misiniz?"

Hayır hayır hayır... Prens öğrenirse benim işim kesinlikle biterdi.

"Hasta falan diyin Jong Hyun Efendi lütfen, beni böyle görmesin. Öğlene doğru gelecekmiş diyin."

Jong Hyun Efendi başını sallayıp odadan çıktı. Ben de yatağıma geri uzandım ve gözlerimi kapattım. Prens Kim beni görmek istediğini ve önemli bir şey olup olmadığı konusunda ısrarla Jong Hyun Efendi'ye sorular soruyordu. Bense yerime olabildiğince sinmiş, gözümü dahi kırpmadan bekliyordum gitmesini.

Prens Kim öğrenirse benden nefret ederdi. Tek arkadaşım olan prensi kaybetmek istemiyorum.

Jong Hyun Efendi'yi dinlemeyerek içeri dalan prens hızlıca yanıma geldi.

"Prensim, gidin. Size de bulaşabilir."

Beni dinlemeyip elini alnıma koydu. İşte şimdi sıçtın Jeongguk.

"Çok ateşin var. Jeongguk ne oldu bir anda sana?"

Gerçekten mi hastaydım? O kadar telaş ve endişeden fark edemedim anlaşılan.

"Üşütmüşüm prensim, geçer öğlene kadar."

Prens Kim yanıma oturdu ve saçlarımı okşamaya devam ederken Jong Hyun Efendi'ye döndü.

Incompetent PainterHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin