•Gerçekler•

2.1K 267 125
                                    

İyi okumalar.

.
.
.
.

Bir hafta geçti. Ondan da tam emin değilim, zaman kavramı burada pek işlemiyordu.

Şu bir haftada zindana kimse gelmemişti. Muhafızlar bile ortalarda gözükmüyorlardı.

Jong Hyun Efendi mi? Eminim beni çok merak etmiştir. Sağlığı için iyi değildi ama Prens Kim gelene kadar buradan kesin çıkamayacaktım o da bir gerçekti.

Ölüm fermanım yazılmamıştı sanırım. Muhafızlar beni getirdikleri gün yarın idam kararın gelir demişlerdi ama ne o karar ne de başka bir şey bu kapıdan içeri girmedi.

Ben dalıp gitmişken kapının kilit sesi ile kendime geldim ve kapıya baktım. Ayağa kalkmadım, başımı geri bacaklarıma yasladım ve gözlerimi kapattım.

"Jeongguk?"

Cevap vermedim. Beni dinlemeyen biriyle konuşmak istemiyordum. Zaten konuşsam da dinlemeyecekti.

"Jeongguk, bana bak."

İstemiyordum işte. Gerçekten kırgındım.

Taehyung

Şu bir haftadır Jeongguk'un yanına gitmeyi planlıyordum. Acaba fazla mı erken karar vermiştim?

Kimseye bu konu hakkında bir şey söylememiştim çünkü eğer söyleseydim sonu kesinlikle ölüm olurdu.

Aptal Taehyung! Neden ona güvenip onu dinlemedin ki? Gerçekten onu çok kırmıştım.

Tahta kılıçla karşımdaki tahta kuklaya vururken kendime olan sinirimi çıkarmak istermişcesine daha sert vurdum. Kılıç kırılınca sinirle bağırıp kuklaya bir tekme attım ve kırılıp yerde yatan kuklaya baktım.

"Bu kukladan bir farkın yok Kim."

Kuklaya tekrar bir tekme attım ve arkamı dönüp oradan uzaklaştım.

Zindanlara gelince yavaşça ilerleyerek Jeongguk'un olduğu bölümün önünde durdum. Başını dizlerine yaslamış öylece oturuyordu.

Tekrar hastalanmış mıydı acaba? Burası çok soğuktu, onun narin vücudu bunu kaldıramayabilir ve hastalanabilirdi.

Nasıl düşünemezsin bunu aptal!

Muhafızlardan aldığım anahtar ile kapıyı açtım ve içeri girdim.

Dönüp bakmamıştı bile. Hareket bile etmeden duruyordu sadece. Nefes alıp veriş sesini duyabiliyor ve nefeslerini resmen ensemde hissediyordum.

"Jeongguk?"

Cevap vermedi. Benimle konuşmak istemiyor muydu? Haklı tabii onu dinlemeyen biri ile neden konuşmak istesin ki?

"Jeongguk, bana bak."

Hâlâ bir cevap yoktu. Yanına gidip oturdum ve yıldızlar gibi parlayan gözlerine baktım. Gözlerindeki o saf ve masum bakış beni öyle suçlu hissettiriyordu ki.

"Ne istiyorsunuz?"

Kısık ve kesik çıkan sesi hasta olduğunun göstergesiydi. Benim yüzümden bu soğukta, taşın üzerinde yatıyordu.

"Bana ne olduğunu anlatmanı istiyorum."

Başını kaldırdı ve önüne dönerek dizlerine bakmaya başladı. Gözleri bir anda dolmuş ve gözyaşları yanaklarını ıslatmaya başlamıştı.

Elimi çenesine koyup başını çevirdim ve bana bakmasını sağladım. Gözyaşlarını silip gülümsedim ve onu kendime çekerek başını göğsüme yasladım. Ona sıkıca sarıldığımda hıçkırıklarının artığını duydum ve saçlarını okşamaya başladım.

Incompetent PainterHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin