Zaman her şeyi değiştirir.
Catherine'in sıradan olan ve sıradan devam etmeye mahkum hayatı Marcus Thorne'la karşılaştığı andan itibaren değişmişti. Tanıştıktan bir gün sonra onunla nişanlanmış, bir ay sonra evlenmişti. Hiçbir zaman toz pembe düşleri olmayan bir genç kız olmasına rağmen, Catherine bile, ondan nefret eden bir kocaya sahip olacağını asla düşünemezdi.
Marcus Thorne, geleceğin Thorne Markisi olarak bir gün evlenmesi ve tıpkı babası gibi unvanı için geriye bir erkek evlat bırakması gerektiğini biliyordu; ancak acelesi yoktu, hiç yoktu. Buna rağmen acele bir evlilik yaptı. Sevgili karısının bir markinin karısı olmak için her şeyi yapabilecek kadar hırslı olmasını affedebilirdi; yalancı olmasını ise, asla!
Mecburiyet ve ölümle başlayan, ölüm ve acıyla devam eden, ihanetle yoğrulan bir evlilik daha ne kadar sürebilirdi? Catherine, bedeli ne olursa olsun, artık işkencesinin sona ermesi gerektiğine karar vermişti.
❗️Yetişkin ögeler içermektedir.❗️
Adım Elizabeth.
Bir prenses olarak doğduğum Westminster Sarayı'nda ruhumun en ufak kırıntısını soğuk taşların arasına saklamıştım. Yalnızlığımı o ufak kırıntılarla saklambaç oynayarak geçirmiştim. Tenime satır sartır işlediğim o ürkütücü rüzgarları bir palto gibi üzerime almış onu Osmanlı Sarayı'na taşımıştım.
Bir görevim vardı.
Topkapı Sarayı'na dünyanın en güçlü hükümdarını öldürmek için gönderilmiştim. Onu ayartacak, yatağıma alacak, onu vücuduma sürdüğüm ahuzar kokulu zehirle soğuk mezara taşıyacaktım.
O sinsiydi.
Her şeyin yolunda gideceğine inanan kalbim onu görünce teklemiş küflenmiş kapılarını yalnız ona açmıştı.
Ben çaresiz bir kızdım.
-Olaylar tamamen hayal ürünüdür. Tarih ve kişilerle alakası yoktur.-
Kapak tasarımı: @dowofficial (@valerietophia)