"Kaburgam acıyor," diye fısıldadı, gül kuyusu. "Kaburgamı çaldın benden."
Adam kızın yüzünü tam kaburgalarının üstüne bastı. "Burada, gül kuyusu," dedi ifadesiz bir sesle. "Burası senin sürgünün. Buradayken ne ölüme kavuşabilirsin, ne de kendini geri alabilirsin artık."
Kız, adamın kazağını kavradı, yüzünü kaburgalarının arasına gömdü ve kaşlarını çatarak başını iki yana salladı. "Ölüme kavuşturmayacaksın beni," diye fısıldadı. "Bana beni geri vermeyeceksin."
"Asla."
Kızın, göğsünün ortasında bir yarası vardı, o yaraya bir isim bile vermişti. Adam, o yarayı ondan çalmıştı. O yaranın adı, "çocukluğum"du.
Artık yeryüzüne yağan gül yapraklarının rengi, kan kırmızısıydı.
Zehirli kırmızı gül sarmaşıkları bağladı bizi,
Birbirimize zehirlendik.
O kâinat kadar eşsizdi,
Ben basit bir gül kuyusu.
Tutulmamız gerekiyordu,
Tutulduk.
Ben Gül'düm,
O, içine düştüğüm Kuyu,
Benim Kuyum.
Gül Kuyusu.
Doğum gününde terk edilen Meyra Akay, hayatını değiştirecek bir gerçeği öğrenir. Çaresiz kalan Meyra'ya umut hiç beklemediği yerden doğar. Aynı hastanede çalıştığı ve sürekli didiştiği doktor Yaman Yürekli, yıllardır aşık olduğu kadının en büyük destekçisi olur.
Bu süreçte yaptıkları anlaşmalar ikisinin arasında kalsa da bazı anlaşmaların altında aklı karıştıran bir gerçek yatar.'