Evlendirme Dairesi

2.2K 155 107
                                    


İnsan bazen "İşte tamam oldu bu sefer." der. Ama olmaz işte o olduğuna inandığı şeyler. Yürürken düşer, koşmayı öğrendim der yine düşer... Kısaca insan düşmeye meyilli olmuş ise düşmeden de düşmüşlüğün acısını taşır dizlerinde.

13 yaşımdaydım. Terk edilmenin en kalitelisini yaşadığım dönemimdi. Baba desen daha ben doğmadan çekip gitmiş. Yolda görsem tanımam bile. Hatırası yok gözlerimde. Çocukluğumun en deli dönemiydi 13. yaşım. Büyüyüp de küçülmedim hiçbir zaman. Hep eksik kaldım hayata, sevmeye ve kavuşmaya.

Oturduğumuz gecekondu mahallesinde tıpkı diğer evler gibi bizim ev de tek katlıydı. Herkesle iyi geçinirdik. Hele bir de karşı komşumuzun kızı Fadile vardı. Aynı sokağın aynı okulunda, aynı sınıfın aynı sırasındaydık. Yediğimiz önümüzde yemediğimiz ise çantalarımızda olurdu. Fakirdik belki ama gönlümüz zengindi. Sonuçta o bende ben onda aşktım. Her gün okula yemek götüremesek de el ele tutuştuğumuzda heyecandan doyardı karnımız. Ayrı evlerin kardeş çocukları gibiydik başkalarının gözünde. Ama birbirimizin gözünde işler farklıydı.

Babasızlıktan erken büyümek zorunda kalmış biri için bile fazla gelirdi bazı terk edilmeler. Bir gece vakti ansızın terk edildim. Niye terk edildiğimi bilmeden, niye diye soramadan. Bir sabah uyanıp da her sabah baktığım pencereden baktığımda anladım terk edildiğimi. İçimden yükselen terk edilmiş acısını, dışıma vuramadım. Sustum ve içimde yaşadım terk edilişimi. Ama yine de büyüdüm. Ağlamadım sonuçta dışım çocuktu belki ama içimde şimdiden sonbahara gebe kalmış bir yürek vardı. Öylece baktım karşımda perdesiz kalmış eve. Saatler geçti ama ben fark edemedim kapımın önünde bekleyen annemi. Normal zamanlarda çoktan gelmiş olması gerekirdi annemin baş ucuma.

"Anne."

"Anne."

Ses gelmiyordu. Belki komşuya gitmiştir diye önemsemedim. Ama sonra odamın aralık kapısından yerde yatan annemi gördüm. Nasıl yanına vardığımı, nasıl bağırdığımı, nasıl içimi kanata kanata ağladığımı ben bile hatırlamıyorum. Tek hatırladığım annemin beyaz kefene sarılmış, üstüne örtü örtülmüş bir vaziyette odanın ortasında boylu boyunca uzandığı ve kulağıma doluşan kur-an sesi.

Beni teselli edecek kimsem yoktu, ben de kendi kendimi teselli ettim.13 yaşında bir kez daha büyüdüm kendi içimde. Aynı gün içinde iki kez terk edilmiş olarak yalnızlığa terfi ettim. Annemin ayak uçlarına gömdüm içimde ki çocukla beraber Fadileyi. Bir daha ne aklıma ne de gönlüme geldi.

Bugün annemin vefat edişinin üzerinden on yedi yıl geçti. Bedenim otuz yaşında belki ama kalbim çoktan altmışı devirdi.17 yıl boyunca cesaret etmedim ne sevmeye ne de sevilmeye. Kaybedişleri çok olanın kazanacak pek bir şeyi de kalmıyor geriye. Göz göze gelmeye bile korktuğum zamanlarımın ortasında çıkıverdi işte tam karşıma. Yarama acı oldu, tuz oldu, kendimden bile gizlediğim yaraya kan oldu...

Annemin mezarı başında oturmuş dua ederken yakınlaştı yanıma. Yüzüne bile bakmadım, duamı etmeye devam ettim. Yüzüne baksam bile ne diyecektim ki? Ne diyebilirdim ki? En zor zamanımda beni terk ederek gittiğin için ya da vakitsiz gidişinin benden alıp götürdüğü her şey için teşekkürler mi etseydim?

Çocuktum belki o zamanlar lakin benim de bir kalbim vardı. Çocuktum ama sevmiştim. Çocuktum ama terk edilmiştim. Çocuktum isyan etmiştim ama Rabbim çocukluğuma vermişti. Çocuktum ama en iyi terk edilen rolü bana yazılmıştı. Kısaca çocuktum ama insandım. Kanla çalıştığı söylenen ama asla kanla çalışmayan bir kalbim vardı. Sevmekten çok sevilmeye ihtiyacım vardı. Ve beni sevmesi muhtemel kimsem yoktu.

Duamı bitirip ayağa kalktım. Yüzüne bile bakmadan yanından geçip gittim. Ama geçip gitmedi acım. Boğazıma oturup kaldı cümlelerim.

'Bu zamana kadar söylemek isteyip de söyleyemediğim her şeyi söylemek ve gittiği güne lanet etmek istedim, bu yüzden sustum.

Aklımın intikamına kalbimin merhametini sundum, sustum.

Seslendi arkamdan duydum, duymamazlıktan geldim, sustum.

Geldi önümde durdu, yaralı tarafımdan geçtim, sustum.

En son dayanamadı elimden tuttu, kanadım, sustum.

Onun tuttuğu elim, elim değildi sustum.

Baktı yüzüme, sustum.

Gözlerimin içine baktı, sustum.

O ağladı ben yine sustum.

Bazı susmalar saatlerce konuşmaktan iyiydi, sustum.'

'Biliyorum 17 yıl sonra karşına çıkmışım ve senden benimle konuşmanı değil, dinlemeni istiyorum. Biliyorum gittim habersizce ama ben oradan, her sabah penceresinde seni gördüğüm evden gidemedim. Kalbim sende kaldı, sen sanıyor musun ki ben gidince mutlu oldum? Babamın alacaklıları kapıya dayanmış, bizi öldürmekle tehdit ediyorken ne yapabilirdik ki? Kaçtık, kaçmak zorunda kaldık. Gittik, benim bile adını bilmediğim bir şehirlere. Saklandık yıllarca, insan içine çıkamaz olduk. Ölsek bu kadar sıkıntı çekmezdik, yaşadık mecburen.

Seni görmek isteyip de görememek oturdu hep içime. Sana konuşmak isteyip de içime konuştuğum zamanlarım oldu. Yüreğimin sesi oldu, sesin. Bir şarkının nakaratında, bir kitabın sonunda aklımda hep sen vardın. Ağlamanın en hıçkırıklı anında hıçkırıklarımın arasında adın çıktı dudaklarımdan. Söyler misin şimdi sen sanıyor musun ki ben senden isteyerek gidebilir miydim? Gidemedim adam gidemedim. Gidemedim ki senden hiçbir zaman. Ben sana gitmeye değil ömürlük kalmaya gelmiştim. Ben sana bugün geldim çünkü işte tam da bugün ben sende yarım kaldım. İsterim ki izin ver yarımını tamamlayayım.'

Baktım o ezbere bildiğim yüzüne, gözlerine, saçlarına. Anladım ki gerçekti söyledikleri. Aklım olmaz dedikçe kalbim olur dedi. Olmazların olacağı gün bugündü belki ama ben hazır değildim. Hazırlıksız yakalamıştı beni. Kalbime baktım hala bıraktığı gün ki deliliği ile çarpmakta. Aklıma baktım onunla dolu her düşüncem. Yarama baktım, kabuk tutmaya dünden razı.

Anladım ki içimde kendimden bile gizlediğim hem yaranın kendisiydi hem de o yaranın kabuğu. Kaldırıp da atmaya kıyamadım. Senin bende yarım kalmışlığın yok, var git yoluna diyemedim. Elimi tutan elinden sıkıca tuttum. Bir şey demedim, yanımda yürüttüm sadece. O da konuşmadı zaten. Saatlerce yürüdük ve en sonunda varmak isteyeceğim yere vardık. Kapısının hemen üstünde kocaman harflerle EVLENDİRME DAİRESİ yazan binaya girdik. Yangından mal kaçırır gibi, yıldırım nikahı dedikleri gibi...

Memurun bugün olmaz birkaç gün içinde ancak olur demesine rağmen, o günün akşamına evlendik. Nikah masasında ağladım kendime, anneme ve hiç görmediğim ama eksikliğini hep hissettiğim babama.

Ömrüme eş, acıma ortak oldu.

İyi ki sevmişim dedim.

İyi ki gelmişsin dedim.

Yarım kalmaktan yorulmuşken beni tamamıma erdirdiğin için teşekkür ederim dedim.

Ben dedim demesine ama son sözü o söyledi.

Seni sevmek Allah'tan kısmetimden fazlasını istemekti.

İstedim.

İnstagram: mhmmd_balikci

Ve Sen GittinHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin