7. Bölüm

11.9K 995 93
                                    

Selam yine ben geldim

Satır arası yorum yapmayı unutmayın düşüncelerinizi bekliyorum

İyi okumalar

Kırgınlık bir duygudan ibaret değildi. Hani derler ya insan sevdiğine hiç kırılır mı? Aslında insan en çok sevdiğine kırılır.

İnsanın sığındığı liman kendisinden uzaklaşabilir miydi? Yağmurlu, dalgalı, girdaplı günlerde teknenin sığınabileceği tek yer limandır. Kendisine sığınmasını izin veren liman tekneden nasıl gidebilirdi ki? 

O fırtınalı günler bitmemişti. Yıllar önce oluşan bir girdap git gide büyürken beni de içine çekiyordu fakat sığındığım limanım beni öylece, o günlerde bırakıp gitmişti. Şimdi de rastgele bir gün karşıma çıkıp onu affetmemi bekliyordu. 

Evet, insan en çok en sevdiğine kırılır ama kırgınlıklar geçicidir.

Uzun zaman sonra ilk defa korkuyu yaşadım. O gün, geri geldiği gün kırılsam da sustum, kırmaktan korktuğum için..

Ben onu affettim, umarım geceler de beni affeder. Canlarımın uğruna yaktığım geceler..

Bu gün Ayaz'la karşılaştığımız günün üzerinden 1 hafta geçmişti. Ben sığındığım, sığınacağım limanımı affetmiştim. Affetmemek gibi olumsuz bir seçeneğim yoktu. Karşımdaki kişi beni her şeye karşı savunmasız bırakacak tek kişiydi.

Bir kaç dakika önce spor salonundan gelmiştim. Üzerimdeki kokuyu ve teri alacak güzel, sıcak bir duştan çıkmış, kendime sade Türk Kahvesi yapmıştım. Kupadaki kahve soğumaya başlarken odama gidip saçımı taradım. Altımda gri, kısa bir şort, üstümde beyaz tişört vardı.

Mutfağa geri döndüğümde kahveden çıkan dumanlar dinmişti ve muhtemelen soğumuştu. Bilerek beklemiştim çünkü kahvemi soğutarak içmeyi seviyordum. 

Duvarla dip dibe, eskimiş gri gibi bir rengi olan orta boydaki masanın yanındaki sandalyeyi çektim. Tek ayağımı karnıma çekerek oturduğumda telefonumu da açmıştım. Şu aralar sessizde kullanıyordum. Yoksa susmak bilmiyordu.

Önemli bir şey olup olmadığına bakmak için sessiz modu kapattım. Bir yandan da soğumuş, hafif ılık kahvemi yudumluyordum. Bildirimlere bakmak yerine WhatsApp uygulamasına girdim. Sarp, Ayaz, Alpar ve tabii ki de Kaya'dan mesajlar gelmişti. Diğerlerini boş verip direkt Kaya'nın sohbetine girdim.

Kaya: Abla nasılsın? Ne yapıyorsun?

Kaya: Uzun zamandır görüşmüyoruz.

Kaya: Varlığını bilip uzakta olmak garip ve kötü hissettiriyor ama varlığını bilmek yeterli.

Ben: İyiyim, kahve içiyorum sen nasılsın?

Attığı mesajların sağ alt köşesinde 2 saat önce attığı görünüyordu fakat hemen aktif oldu.

Kaya: Seninle konuştuğumu bilmek iyi geldi. Ders çalışmaya çalışıyorum.

Ben: Çalışmaya çalışıyorsun?

Kaya: Yani, biraz öyle oluyor.

Kaya: Aslında sana bir şey soracaktım.

Kaya: Yarın önemli bir sınavım var ve matematiği her ne kadar çalışsam da yapamıyorum. Beni çalıştırabilir misin?

Ben: Aslında matematiğim aşırı iyi de değil ama çalıştırabilecek kadar anlıyorum. Nerede çalışmamızı istersin, bir kafeye gidebiliriz istersen?

Mesaj görülmesi gerekirken kulaklarımı telefonumun melodisi doldurdu. Aynı zamanda yukarıdan arama düşmüştü. Yanıtladım. "Kaya?"

Hiç bozmadan az önceki konuya giriş yaptı. "Abla, bize gelsen burada çalışsak olmaz mı?" Sanmıyordum. "Hayır Kaya-" İtirazımı kesti ve olumsuz bir cevap vermemin imkansız olduğu bir tonda konuştu. Ya da bana öyle gelmişti. "Lütfen.. Benim odamdan dışarıya çıkmayız, kimseye gözükmezsin, seni rahatsız edemezler."

Aşiret DızlamakWhere stories live. Discover now