33 - you are perfection, my only direction

6.5K 756 290
                                    

"Fotoğrafımı mı çekiyorsun sen?" diyip gözlerini kapattı Taehyung. Ilık bir bahar gününün akşamında, buldukları ilk boşlukta koşa koşa okuldan çıkıp temiz hava alabilmek için ağaçlık alan ararken, koskocaman bir papatya bahçesiyle karşılaşmış, oraya yerleşmişlerdi.

"Seni gün içinde görmek yetmiyor artık, yapacak bir şey yok. Odamın her yerini fotoğraflarınla dolduracağım sorun olmazsa? Sevgilimsin ya hani, ne yapabilirim başka?" dudaklarını sevgilisinin yanağına bastırdı yavaşça. Gülümsedi omega olan, gözlerini yumdu. "Her saniye yanımda dur demek yerine fotoğraflarımla yetineceksin yani, anladım. Küstüm sana."

Kıkırdadı, saçma sapan tripler atmak ilişkilerinin minik bir parçası olmuştu artık. Alakasız bir konu bulup, birbirlerine sırayla trip atarak dalga geçmek çok hoşlarına gidiyordu. "Sen de poz verdin, demek ki fotoğraflarda kalmak istiyorsun. Küstüm," dedi Jungkook. Sonrasında geriye doğru bıraktı kendini.

Papatyalar ve minik çiçekler her bir taraftaydı, ferah çiçek kokusu kıyafetlerinden saçlarına kadar sinmişken, havanın böylesine yumuşak oluşu, orada saatlerce kalma isteğini dürtüyordu resmen. "Sonsuza kadar burada kalamaz mıyız, Jungkook?" diye bir soru yöneltti alfaya. Cevabını biliyordu, ama yine de duymak istemişti. "Sonsuzluk dediğin şey, zamanın sonu mu? Sence zamanın sonu var mı bizim için?"

Taehyung kaşlarını çattı. Böyle bir cevap beklemiyor oluşu yüzünden belli olsa bile, başını 'bilmiyorum' der gibi salladı iki yana. "Yirmi olacağız yakın zamanda. Sonra otuz, sonra kırk. Beraber yaşlanacağız, ama beraber öleceğiz demek doğru gelmiyor bana," diyip uzandığı yerden doğruldu Jungkook, sevgilisine yaklaştı.

"Ölürüz evet, elbet öleceğiz. Ama bedenen. Ruhunun benden ayrı olabileceği bir saniyeyi bile hayal edebiliyor musun? Şahsen ben edemiyorum,"

Yüzleri arasında santimler vardı. Birbirlerinin nefeslerini çok net hissedebiliyorlardı. Tek elini Taehyung'un bileğine yerleştirdi Jungkook. Başını sevgilisinin alnına yasladı, gözlerini kapattı. "Bir, iki, üç..." Omega olan anlamadı. Ne yapmaya çalıştığını, neden sayılardan başka bir şey söylemediğini, anlamlandıramadı.

"Yetmiş bir, yetmiş iki. Nabzın, Taehyung. Yetmiş iki." diyip gözlerini araladı biraz uzaklaşıp. "Yetmiş iki kere seni seviyorum dedin bana."

Ne olduğunu az çok anladığında, gülümsedi. Birbirlerine söz vermişlerdi birkaç ay önce, daha Taehyung hiçbir şey bilmezken. O gün biraz uykuluydu ama hatırlıyordu ne söylediğini. "Eğer ikimiz de aynı anda gözlerimizi kapatıp konuşmazsak, nabzımı say. Nabzım kadar seni seviyorum diyeceğim sana,"

"Unutmadın yani... Hafızan kötü diye düşünmüştüm." Bileğinin üstündeki ele bakıp dudaklarını yaladı. "Bazen beni unutuyorsun gibi hissediyorum, o yüzden." diyip gözlerini alfanınkilerle buluşturdu.

"Seni mi unutuyormuşum? Taehyung, tuvalette mesaj atıyorum sana."

"Beni ilgilendirmiyor. Unutuyorsun, abimi gördüğün anda başlıyorsun genelde. Sonra maç yapıyorsunuz, beraber bara gidiyorsunuz ki orada kimlerin olduğu belli değil, o akşam sizi görebilirsem aşk olsun. O sırada Taehyung ne yapsın, evde otursun, arkadaşım da yok zaten boş boş ağlayıp duruyorum annemle, çok üzüyorsun şu sıralar beni. Bu sefer gerçekten küstüm sana."

Jungkook, şok içinde sevgilisini dinledi. Bu dediklerinin doğru olmadığını omega da biliyordu ama o an nedense başka bir şeye kırgınmış da sebebini söylemek istemediği için başka şekilde açıklamaya çalışmış gibi gelmişti alfaya. Dudaklarını birbirine bastırdı, sorunu çözebilmek için sakin ses tonuyla konuşmaya çalışacaktı.

two worlds collide Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin