47. Bölüm

3.1K 201 74
                                    

Keyifli okumalar...

Yorumlarınızı eksik etmez sevinirim.

Birkaç kişi önceki bölümlerde benden Dilan'ın Ferzan ile ilişkisinden biraz daha bahsetmemi istemişti. Dilan'ın geçmişte yaşadıklarını yazmaya çok gönüllü değildim çünkü yanlış yansıtmaktan hep çok korkttum. Hassas davranmaya çalıştım, bu mesele zaten çok hassas... Bu bölüm başındaki kısımları yazmak benim için zor oldu. Gözyaşlarıyla yazdım. Yazarken hep şunu düşündüm; biliyoruz ki Dilan gibi evinin kapıları ardında hem psikolojik hem de fiziksel şiddet gören birçok kadın var. Kimi şanslı ki sesini duyurabiliyor, o hayattan kurtuluyor kimileri de maalesef... Haberlerde görüyoruz belki birkaç saniye, birkaç dakika sonra ne oluyor hayatımıza devam ediyoruz. Unutuyoruz isimlerini, yaşadıklarını... Bu hikayede biraz olsun onların sesi olmak istedim. Ara ara bu mesajları vermeye çalıştım ve sona yaklaşırken umarım ki bunu başarabilmişimdir.

Ve yine umarım ki gerçek hayatta Ferzan, Zülfikar, Fahri gibileri bir gün hak ettiği cezayı alır. Sistem onlara hak ettiği cezayı vermek için düzelir.

***

"Okuyup da ne olacaksın, dünyayı mı kurtaracaksın sanki?" diye sordu, Ferzan.

"Söz vermiştin!" dedim ağlamaklı bir sesle, gözlerimi kırpıştırdım, boğazım düğümlenmişti. Geçen sene bu zamanlar söz vermişti, o zaman inanmıştım ona. Ondan önceki sene de aynı şeyi yapmıştı, o zaman da inanmıştım. Artık saflık mı dersiniz umut fakirin emeği mi? Kaç senedir bunun hayalini kuruyordum ben. Hem elimde bir uğraşım, kolumda altın bileziğim olurdu. Bu dört duvar arasında hayvanat bahçesinde kendi etrafında dönüp duran fil gibiydim.

Sus gelin, otur gelin, çocuğuna bak gelin, onu yap gelin, bunu yap gelin... Burada bir adım bile yoktu benim. Dilan değil, gelindim onlar için.

"Otur oturduğun yerde, çocuğuna bak!" dedi sesini tonunu yükseltince işaret parmağımı dudağımın üstüne koyup onu uyardım. Bakışlarımı kaçırıp "Sadece birkaç saat sürecek bir sınav, yemeğini yedirir uyuturum. Ben gelene kadar gıdıkı çıkmaz. Berdil veya Berçem birkaç saatliğine başında durur. He, ne olacak?" diye sordum, elbisemin belindeki kumaşı tutmuş onu elimle sıkıyor, o adama muhtaç olmaktan nefret ediyorum. Karşısında iki büklüm konuşmak zoruma gidiyordu. Yumruğumu sıkarak sakin kalmaya çalıştım. Şirin annesini üzmezdi, uslu bebeğim benim.

"Dilan!" diye bağırdı. "Lafımı niye ikiletip duruyorsun! Bana karılık yapmıyorsun bari çocuğuna annelik yap, onu yapmayı becer bari! Otur evinde onu yap! Daha ne istiyorsun, ne demeye okuyacaksın! Yoksa kuytu köşelerde aşıklarınla buluşmaya mı çıkmaya çalışıyorsun evden?" Onun o paranoyakça düşüncelerine bağıra bağıra söylemesiyle yatağın üzerinde mışıl mışıl uyuyan Şirin'i uyandırmıştı, sesten korkan kızım ağlama başladı. Ferzan'ı kolundan itip yanından geçip kızımın yanına gittim. Onu kucağıma alıp salladım ama bir kere uykusundan korkarak uyanmıştı meleğim. "Anne burada, korkma kızım!" diye mırıldandım minik elinin üstünü okşayıp başının üstünden öperken. Ben onu susturmak için pış pışlarken Ferzan odanın bir köşesinden bizi izliyordu. Kaşları çatık, öfkeyle bakıyordu ikimize. Şirin onun bakışlarını görmesin diye cam kenarına doğru yürüdüm.

"Daha yanındayken susturamıyorsun!" dedi alay eder bir tınıyla.

Yanağımdan süzülen bir damla yaşı silip başımı camdan dışarı çevirdim.

"Sana ilk gece söyledim, ölürüm de sana karılık yapmam dedim! Beni inatla yanında tutan sensin!" dedim dişlerimi sıka sıka.

Pişkince, arsız bir ses tonuyla "Ya seve seve ya..." devamını getirmesine izin vermeden bağırarak onu susturdum. "Sus, Allah'ın cezası sus! Çocuğunun yanında konuşuyorsun laflarına dikkat et!" Ben bağırdıkça Şirin daha çok ağlamaya başladı. O yırtınarak ağlarken ben de onunla beraber ağlıyordum. Artık gücüm kalmamıştı. Başını göğsüme koydum, sırtını sıvaladım.

Doğunun Aşık Kadını - Ruh-i Revanım -Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin