VII

2.2K 232 37
                                        


Doyoung & SeJeong - Star Blossom


Sabahın ilk ışıkları yüzüme vururken aydınlığın aynı zamanda sıcağın etkisi ile uyandım. Gözlerim hala kapalıyken olduğum yerde biraz gerindim ve gözlerimi açtım.

Çatıda minderimin üzerindeydim. Kafamı soluma çevirdiğimde ise gördüğüm tek şey boşluktu. Gitmişti.

Dün gece kendimiz hakkında bir şeyler anlatıp abur cubur yemiştik ve yıldızları seyretmiştik. Gecenin bir yarısı uyanır gibi olduğumda hayal meyal yanımdaki minderinde uyuduğunu hatırlıyordum.

Çok uzun zaman sonra ilk kez biri sarmaşıklar ile kaplanmış olan beni merak etti. Beni boğulduğum yerden çekip almayı denedi. Elbette tek seferde kurtulamayacaktım sarmaşıklarımdan. Fakat dün gece bir yabancı geldi ve ilk bıçak darbesini attı; aklımı, kalbimi saran sarmaşık kafesime.

Minderimi de alıp ayrıldım çatı katından. Evime indiğimde kendime gelmek için önce duşa girdim. Kahvaltı edecek iştahı kendimde bulamamıştım bu yüzden kahvaltıyı es geçtim.

Bu gece kütüphanede nöbetim vardı. Çalıştığım kütüphane yirmi dört saat açıktı. Öğrencilerin sınavları olduğu dönemlerde geceleri bile çok kalabalık olurdu. Nöbette hiçbir zaman tek kalmamıştım, gruplarımız sırayla görev alırdı ve minimum üç kişi kütüphanede bulunurduk. Gece nöbetlerine hala daha alışamamıştım. Mutlaka gecenin bir saati uyuyakalıyordum bu yüzden grupça nöbet tuttuğumuza hep sevinirdim. Yalnız olsam asla başa çıkamazdım ancak grup arkadaşlarım bu huyumu bildiklerinden sorun etmeyip bir şekilde idare etmeye çalışırlardı. Kulağımda kulaklıklarımla kütüphaneye doğru yol alırken deniz havasını ne kadar özlediğimi fark ettim. İki yıldır yapmadığım şeyler içinde bu da vardı. Bir gün gitmenin hayalini kurarak yürümeye devam ettim.

Kütüphaneye vardığımda Lucas çoktan gelmişti. Fakat Jungwoo ortalıklarda gözükmüyordu. Lucas yurtdışından ailesinin ona zorladığı hayatı yaşamak istemediği için buraya gelmişti ve paraya ihtiyacı olduğu için burada çalışıyordu. Jungwoo ise sessiz bir çocuktu. Paraya ihtiyacı olduğunu düşünmüyordum. Kitaplarla daha fazla vakit geçirebilmek için burada çalışıyor gibi bir hali vardı. Ben ise, ben sadece insanlığımı daha fazla unutmamak için buradaydım. Aynı zamanda kendime yetecek kadar para alıyordum böylece hayatımı sürdürür olmuştum.

Danışma tezgahının arkasına girdiğimde Lucas beni selamladı.

"Naber Hae?"

"Bildiğin gibi. Senden?"

"Benden de aynı. Uykusuzum ve uzun bir gece olacağa benziyor."

"Beni zaten biliyorsun dayanmakta hala zorluk çekiyorum."

"Evet biliyorum, bir şey değil. Bir şekilde atlatacağız. Her zaman olduğu gibi." deyip yumruğunu tokuşturmam için bana doğru uzattı. Ben de yumruğumu ona doğrulttum ve eline dokundum. İlginç bir çocuktu. Yaşadığı onca sıkıntıya rağmen hayata gülen gözlerle bakmayı bırakmamıştı. Bir de bunun üzerine durumumu bildiği için benim modumu yükseltmeye çalışırdı. Jungwoo ise her zaman beni dinleyebileceğini, sürekli içime atmamam gerektiğini söyler dururdu. Fakat ben bu iyi niyetli kalplere rağmen kendimi hala yalnız hissediyordum. Kayıp bir yapboz parçasıydım ve nereye ait olduğum hakkında bir fikrim yoktu.

Jungwoo acele ile kütüphaneye giriş yaptığında elindeki poşetleri almak için hamle yaptım. Hava buz gibi olmasına rağmen alnı terlemişti, yanakları kırmızıydı. Koştuğu her halinden belliydi. O ceketini çıkartırken ben de çalışanlar için ayrılmış odanın içerisine poşetleri bıraktım ve danışmaya geri döndüm.

Piyanist • Jung JaehyunWhere stories live. Discover now