X-III

5K 605 70
                                    

10 Mart
06.50, akşam.

Beyefendi, kesin bir ayrılık etrafımı sarıyor.

Aldığım haberi sizinle paylaşmama izin verin zira artık neredeyse kesinleşti ve bir şekilde size söyleme ihtiyacı hissediyorum. Dil felsefesi uzmanı ve şair olan Bay N. çalışmalarımı beğeniyle okuduğunu, benimle bizzat tanışmak istediğini ve büyük bir zevkle eğitimime katkıda bulunacağını belirttiği bir mektup yazmış Kuşların Şairi'ne, o da hiç vakit kaybetmeden bana ulaştırdı bu güzel haberi.

O sırada yanımda olan Cesaret Prensi, bu konuda bana yardım edebilmek adına elinden gelenleri yapmak istediğini, Bay N.'nin yaşadığı şehirde, ki bu şehir her ne kadar başka bir ülkede bulunsa da buradan oldukça uzak sayılamazdı, akrabalarının yaşadığını ve onlarla bu konu hakkında konuşup orada kalacağım yer hakkında yardım edebileceklerini söylediğinde mutlulukla nasıl gülümsediğimi anımsıyorum şimdi. Düşüncelerini odanın diğer bir köşesinde gazete okumakta olan babama daha detaylı bir şekilde açıkladığında ve babam bu nazik düşünceleri için ona teşekkür ettiğinde buradan ayrılmam için artık pek fazla engel kalmadığını biliyordum ve belki de gülümsememin gittikçe buruklaşmasının sebebi de buydu.

"Farklı bir diyar, başka bir iklim... Bu şehrin kasvetinden uzak olacaksın. Orası sana iyi gelecek," demişti babam Cesaret Prensi yanımızdan ayrıldıktan kısa bir süre sonra elindeki gazeteyi bırakırken. Düşünceli yüz ifadesi gergindi fakat orada mutlu bir adam görebiliyordum, yalnızca endişe soluk bir şekilde varlığını göstermeye çalışıyordu orada ve bu konuda onu suçlayamazdım. Bilinmeyen bir yolda ilerleyen, benden bir parça olsaydı o zaman bu ifadeden çok daha fazlası hayat bulurdu yüzümde, belki hüzünlü damlalar düşerdi biraz yanaklarıma.

"Seni özleyeceğiz," derken yanıma geldi ve hafifçe yukarı kıvrıldı dudakları. Parladı bakışları, sanki gözlerine güneşten parçalar taşıdı kaşları.

"Fakat orada mutlu olacaksan bu ayrılığa katlanabiliriz."

Aileden ayrı kalmanın anlamı büyüktü; tarifsiz bir acı ansızın çalarken kapımı ve ben ona kapıyı açmak istemiyorken, aslında bundan uzun süre öncesinde sessizce duvarları aşmayı başarıp varlığını ruhuma işlediğini fark ettim. Bir gün ailemden ayrılacağımı biliyordum lakin o günün her zamankinden yakın olduğunu ancak şimdi anlıyorum. Bu, zihnimden hiç gitmeyecek olan ayrılık düşüncesinin yüreğimde bıraktığı izleri keskin bir şekilde hissettiğimde babamın bana sarılışıyla birlikte ruhumu ezen duyguları anımsadım ve kalemi kısa bir süre için masaya bırakmak durumunda kaldım. Derin bir nefes aldım sonrasında fakat ciğerlerime saplanan sivri uçlu kelimeleri oradan çıkarmaya yetmedi beyefendi. Aksine, zihnim bir hançer daha bıraktı onlarına arasına.

O kesiğin içinde, titreyen kara sularda gözlerinizi görüyordum. Her zamankinden sert iken ifadeniz, dudaklarınız hareket etmese de sesinizi duyuyordum. Hayır, sizi unutmamıştım lakin kendime hatırlatmayı istemeyecek kadar çekiniyordum düşüncelerimden. O fikir ki ihtimali dahi kalbimin duvarlarını kırıyor, bir de vuku bulacak olması onda onarılamayacak hasarlar bırakabilir, dahası onu tamamen yıkabilir. Tutunduğum diğer mutlulukların yanında bu ayrılık, tomurcuklanan çiçeklerin üzerine düşen fırtına bulutlarının gölgesine benziyor. Bakın, bir kez daha telaffuz ettim işte; adı ayrılık, korkularımın doğduğu karanlık. Bir yelenin kolları etrafımda, birazdan penceremi ıslatacak bulutların gözyaşları. Benim için de ağlayacak gök zira çok yakında sizden tamamen uzaklaşacağım.

Gitmeden önce, dün gece yazdığım şiiri paylaşmak istiyorum sizinle. Bunun dergide yayımlanmasını istemediğim için kimseye ondan bahsetmedim fakat siz, yalnızca siz bilecekseniz onun dizelerini. Okumayacaksınız fakat yaşadığını bir şekilde hissedeceksiniz. Hissedeceksiniz beyefendi, hissettiğinizi bilmeden.

Saf bir güzelliktir bakışlarda,
Kötü tek bir düşünce yoktu akıllarda.
Oysa aynı yerden doğarlar,
Acımasız yıldırımlarla.

Renkleri çalınmış bir denizin çocuğu onlar,
Gizlice beni içlerinde yaşatanlar
Oldu benim bir parçam,
O küçük, narin varlıklar.

Ben, bir kar tanesi,
Farklı ancak elbisemin rengi,
Beyaz değil uzun saçlarım,
Yalnızca aynı ruhumun sesi.

Beyefendi, kar taneleri gecenin sardığı fezayı terk etti, ben de onları takip ediyorum. Belki de artık gitmemiz gerekiyor ve bundan başka şansımız yok. Güz nasıl veda ettiyse tabiata, şimdi de kış onun yerini almalı; bahar işgalci bir düşman, yaz uğruna savaşıyor. Yitirdi bütün gücünü soğuğun krallığı, oysa en yavuz rüzgârlar onun için çalışırdı. Yenilmişti ancak, toprağa karışıyordu yaralı savaşçıları. Güneş mağrurdu hiç olmadığı kadar, zaferin sevinciyle parlıyor ve sesleniyordu hezimete uğrayana:

"Kabul et yenilgini ve artık bir süre dinlen."

Yine gelecek gücünü toplayarak, tekrar askerleri kuşatacak etrafımızı. O zaman sığındığım yerden çıkacak ve tekrar mutluluğa kavuşacağım zira ben, bir kar tanesi, güneşin gülümsemesinde yok oluyorum. Ne var ki bu mutlulukta saklı bir hüzün olacak her zaman, öyle bir an yoktur ki bütün benliğimde huzuru hissedecek ve tamamıyla mutlu olacağım. Mümkün değil bu, yalnızca bir rüya zira biz, birbirine düşman iki mevsimden daha da uzağız birbirimize. Sıcak bir yel örtüyor toprağı, bulutlar veda şarkısını söylüyor arkadaşlarıma.

Ben kışım, siz ise yaz ve bahar yıkılıyor. Geçit vermiyor güz, artık bütün köprüler yanıyor!

Beyefendiye MektuplarHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin