BİR KAÇ HAFTA (jongtae)

3.4K 94 42
                                    

Not: bu hikaye Aybüke adındaki en yakın arkadaşıma doğum günü amacıyla yazılmıştır. gerçeklikle hiç bir alakası bulunmayı gerçek olması umut edilmektedir. umarım romantik komedi isteğini karşılar İyiki doğdun Aybüke!!

Jonghyun ve tayfası yani minho ve kibum ama o onlara tayfam demeyi seviyordu işte her neyse üçü oturmuş playstation oynarlarken jonghyunun ablası kim song dam başlarında bekliyordu. Jonghyun fark etmemiş gibi yaparsa ablasının gideceğini düşünüp ayağının ucuyla minhoyu dürttü. Minho geri zekalısı her şeyi yanlış anlayıp oyunu durdurdu.

"ne oldu noona?" dedi minho Song dam a. Jonghyun minho nun kafasına bir tane geçirip ablasına döndü ablasının sırıtışını görünce daha da sinirlenmişti.

"siz de kendinize mafya diyorsunuz değil mi?"

Evet bir de bu konu vardı. Jonghyun un ailesi mafyaydı babasından kalma bir meslek. Aslında kendisi hep şarkıcı olmak istemişti ama ailenin gölgesinden kurtulmak o kadarda kolay değildi... Minho da onun gibiydi hep hayali futbolcu olmaktı ama o da kendini jonghyuna yardım ederken bulmuştu, futbolda ulaşabildiği en uç nokta PES atmaktı işte. Kibum ise onun hayali minho nerdeyse orda olmak olduğu için aralarında en mutlu kişinin kibum olduğuna emindi. Minho nun neresini o kadar seviyordu onu da pek anlamış değildi gerçi.

"yine neyimizi beğenmedin acaba çok merak ediyorum Songdam." Dedi ablasına biraz alayla karışık bir sinirle.

"kes sesini de beni dinle jong. Ben yurt dışına çıkıyorum. Jinki de benimle geliyor. Birkaç hafta orada kalacağız. Bir işi halletmemiz gerekiyor."

"dur tahmin edeyim bu büyük iş Paris de falan. Jinki hyung uda öylesine seçtin. Yani kesinlikle onla aşk yaşadığından falan değil..." jonghyun dalga geçmesine devam edecekti ama ablasının tek hareketiyle gözleri karadı. Lanet olası kızın eğitimi o kadar iyiydi ki tek vuruşta jonghyun gibi birisini bayıltabiliyordu. İnsanın kardeşini bayılması ne kadar doğruydu o konu tartışılır fakat onların evinde durum hep böyleydi. Küçükken bile jonghyun ablasını dibine kadar zorlardı ablası da onu bir temiz döverdi. Büyüğünce işlerin değişeceğini düşünmekle çok büyük hata ettiğini şimdi anlıyordu.

Jonghyun gözlerini açtığında kanepede yattığını fark etti. En son ne olmuştu? evet şimdi hatırladı ablası onu bayıltmıştı. Resmen herkesin korktuğu bir mafya olan jonghyun evde ablasından dayak yiyerek bayılmıştı. Neyse ki tek şahit minho ve kibum du. Gözlerini açıp onların nerede olduğuna baktı. Minho kibum un kucağında uyuyor kibum ise tüm dikkatiyle onu izliyordu sanki biraz sonra minho yok olacakmış gibi bir dikkatle. Jonghyun fazla romantizmden bulanan midesiyle suratını ekşitti.

"ulan bayılmışız şurada biri uyur diğeri sapıkça onu izler. Keşke hiç ayılmasam diyorum bazen." Dedi jonghyun.

"e ablan seni o kadar sık bayıltınca ayılmak sıkıcı oluyordur tabi." Dedi kibum sinirli bir şekilde.

"kızma prenses, prensin uyanacak yoksa." Jonghyun söylediklerinden sonra kıkırdadı. Kibum gözlerini devirip konuşmaya başladı.

"ablan Paris e gitti. Birde bir isim yazıp bıraktı. Onu bulmamızı istiyor."

"yani kısaca bulmamızı emrediyor." Emir kelimesini üstüne basarak söylemişti.

"eh" dedi kibum ayağa kalkan jongyuna kâğıdın yerini işaret etti tabi fazla kıpırdamamaya özen gösterdi minhonun uyanmasını istemiyordu. Jonghyun kâğıda şöyle bir baktı.

"lee taemin? O kim be? Hem bulup ne yapacakmışız bu çocuğu?"

"şöyle anlatayım..." dedi kibum bir süre duraklayıp devam etti. "lee taemin bir şarkıcı ki ablanı birkaç kere onu dinlerken yakalamıştım. Bendede bir iki şarkısı var istersen açayım dinle bir tane." Jonghyun olumsuz anlamda kafasını sallayınca kibum devam etti. "ve ablan bize birinin ismini sadece onu kaçırmamızı istediği zaman verir." Jonghyun kibuma hak vermişti. Ablası ile işleri öyle yürütürlerdi o bir isim söylerdi ve jonghyun onu kaçırır gerekirse sorguya alırdı ama bir popçuyu neden kaçırmaları gerektiğini bir türlü anlamamıştı. Kâğıttaki isme tekrar baktı: LEE TAEMİN.

*********

Taemin konserden yeni ayrılmış arabasında eve giderken konser hakkında yapılan yeni yorumları telefonundan okuyup o güzel yorumların her birini o güzel tebessümüyle ödüllendiriyordu. Yorgunluktan ölüyordu ama buna değerdi doğrusu hayranlarını mutlu ediyor kendi mutlu oluyor ve bir de üstüne para alıyordu. daha ne olabilirdi ki? Bir insan daha ne isteyebilirdi ki? Yol boyunca yorumları okudu araba durunca geldiklerini fark edip toparlandı. Arabadan inince boynunu kütletip yürümeye başladı. Korumaların onu takip ettiğini fark edince kaşlarını çatarak onlara döndü.

"siz nereye geliyorsunuz?"

"efendim..."

"sakın bana bu gece burada sabahlayacağınızı söylemeyin. Siz de çok yoruldunuz gidin ve karınıza sarılarak uyuyun bir sapık gibi başımda dikilerek değil. Zaten evde yeterince kişi var. Gidin hadi."

"efendim bari kontrol etseydik."

"gidin dedim. Hadi!" Dedi ve onlara gülümsedi. Korumaları da onlara gülümseyince doğru bir karar verdiğini düşünerek gülümsemesi büyüdü. Yavaş adımlarla evine yürürken boynuyla oynamaya devam etti. Cidden neden bu kadar ağrımak zorundaydı ki? Tek istediği yatağına girip mükemmel bir uyku çekmekti. Korumaların uzaklaştığını fark edince üzerinde hafif bir rahatlama geçmişti ne yalan söylesin korumalar onu hala geriyordu. Evinin kapısına vardığında zile bastı. Elbette ki evdeki çalışanlardan biri kapıyı açacaktı. İçerden bir kahkaha geldi. Bu kahkaha onu gülümsetmişti. Nasıl bir insan bu kadar hoş bir ses çıkara bilirdi ki gülerken? Taemin onun kim olduğunu öğrenmek için can atarak kapının açılmasını bekledi. Kapı açıldığında karşısında gördüğü şeyle dona kaldı. Bembeyaz dişlerinin hepsini sergileyerek gülümsen sarı kafalı bir yetmiş boylarında bir çocuktu. Kafasını yana eğip Taemine gülümsedi.

"işimi nasıl kolaylaştırdın anlatamam." Taemin bunun üzerine kaşlarını çattı. O sırada sarışın onu yakasından tuttuğu gibi ters çevirip kendine yasladı. Taemin şokla şu ana kadar yaşadığı en garip şeyi yaşadığını düşündü. Ağzına kapatılan bezle neler olduğunu anca fark edebilmişti. Kaçırılıyordu! Çırpındı ama onu tutan kollar korumalarınkinden bile güçlüydü. Bir süre sonra başının döndüğünü vücudunun kontrolünü kaybetmeye başladığını hissetti. Kendini istemeye istemeye arkasındaki adama bırakırken son duyduğu onunla dalga geçen bir teşekkürdü. Öyle sanıyordu ki korumaları göndermekle büyük bir hata yapmıştı.

*****

BİR KAÇ HAFTA (jongtae)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin