•Altın Yol•

2.2K 254 103
                                    

İyi okumalar.

.
.
.
.

Ertesi sabah Prens Taehyung beni ziyarete gelmişti. Jong Hyun Efendi'nin olmadığı bir zamanı özellikle seçmişti sanırım. Nerede bilmiyordum ben de, sanırım kralın yanına gitmişti. O ikisi gerçekten çok yakındı.

Prens Kim geldiği gibi bana sıkıca sarılmış ve başını boynuma gömmüştü.

"Prensim bir sorun mu var?"

"Hayır, özledim."

Yanaklarım kızarırken gözlerimi kaçırıp gülümsedim ve prense daha sıkı sarıldım.

"Nasıl hissediyorsun? Daha iyi misin?"

"Zerre hasta hissetmiyorum, hatta bir hayli kıpır kıpır hissediyorum."

"Harika o zaman hazırlan gel, seni bir yere götüreceğim."

Elimi tutup üzerine bir öpücük kondurdu ve gitti.

Aslında Prens Taehyung'a soğuk yapıp onu kendimden uzaklaştırmam gerekiyordu çünkü bu şekilde ikimizde birbirimize giderek bağlanacaktık ve ayrılmamız zorlaşacaktı. Başlamadan bitmesi en iyisi idi lakin ben ona nasıl soğuk yapabilirdim ki? Neşesini nasıl söndürebilirdim? Bunu yapamazdım ben, onu üzgün görmeye dayanamazdım.

En iyisi bugünden sonra onu bir daha görmemekti. Biliyorum, üzülecek, kırılacaktı lakin bir süre sonra unuturdu. Öyle olmaz mıydı zaten hep? İnsanız sonuçta belli bir zamandan sonra hepimiz unuturduk.

Prensi daha fazla bekletmemek için kalkıp Jong Hyun Efendi'nin verdiği sandıktan yeşil hanboku aldım ve giyinip aynadan kendime baktım. Darmadağın olmuş saçlarımı taramak için tarak ararken içeri Prens Taehyung girdi. Elinde bir kutu vardı.

Elimi tutup kutuyu bana verdi ve yanağımı öptü.

"Umarım sana iyi şans getirir."

Gülümseyip çıktı. Kutuyu açıp içine baktığımda içinde ikebana adı verilen çiçek düzenleme sanatı ile süslenen bir tarak vardı. İkebana, çiçekleri ve diğer doğal unsurları dengeli ve estetik bir şekilde düzenlemeyi içerir ve doğanın güzelliğini, dengesini vurgular ayrıca ruhsal bir denge ve huzur sağlamayı amaçlardı.

Japon kültüründe tarak, bereket ve iyi şansı simgelerdi. Birine tarak hediye etmek ise sevgi ve bağlılık ifadesi anlamına gelirdi.

Gülümseyerek tarağı incelerken çalınan kapı ile irkildim ve gözlerimi taraktan çektim.

"Jeongguk hadi."

"Geliyorum prensim."

Saçlarımı tarayıp, tarağı kutusuna geri koydum ve yastığımın altına koydum. Son bir kez üzerime göz gezdirip odadan çıktım.

"Hazırım prensim."

Gözlerini bir süre üzerimde gezdirdikten sonra gülümsedi.

"Çok güzelsin."

Utanıp başımı yere eğdim ve ellerimi önümde birleştirdim.

"Teşekkür ederim prensim, beni utandırıyorsunuz."

Elini çeneme koyup başımı kaldırdı ve elimi tutarak bizi atölyeden çıkardı.

"Prensim, nereye gidiyoruz?"

"Gidince görürsün. Neredeyse geldik."

Birkaç adımdan sonra durduk. Prens gözlerimi açtığında önümde simsiyah, ayaklarında ve burnunda lekeler olan, beyaz yeleli bir at gördüm.

Incompetent PainterHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin