31 - stars.

24K 2.1K 885
                                    


'Birisi tarafından delice sevilmek size güç verir, birisini delice sevmek ise cesaret.'
— Lao Tzu

Mutfak masasına oturmuş bir halde elindeki yemek çubuklarını birbirine vurup duran Jungkook; hayatında ilk defa bugün kendi isteğiyle erken uyanmıştı. Bütün evi temizlemiş, sabahın köründe arkadaşlarını akşam yemeği yapması için çağırmıştı. Sürekli panik ve heyecan halinde olması bir yana, akşam yemeği yapmak için yedi buçukta uyanması gerekmediğini de arkadaşlarının azarları sayesinde öğrenmişti.

Nasıl hissetmesi gerektiğini bilmiyor, duygularının karmaşıklığı düşüncelerini sekteye uğratıp duruyordu. İlk defa yemek yapmayı bilmediği için üzgündü. Taehyung'a kendi ellerinden çıkan bir şeyi sunmak ve yaptığı yemekleri yerken onu izlemek hoş olurdu.

Gerginlikten bayılmak üzereydi, neden bu kadar gergin olduğuna da anlam veremiyordu. İçinden bir ses sürekli bir sorun çıkacağını söyleyip dursa da bazı şeylere karşı olan inancını hala yitirmemişti. Fakat belki de onları evine davet etmemeliydi, başa çıkamayacağı bir şeye hiç kalkışmamalıydı...

Bir şeyler oluyordu, bunun farkındaydı ama bu şeylerin hiçbirine bir isim veremiyor, herhangi bir çıkarım yapamıyordu. Hiç beklemediği bir dönemde hayatının merkezi olan kişi, tekrar hiç beklemediği bir dönemde ona yakınlaşmıştı. Bu iyi bir şeydi elbette ama olan şeylerin çabucak bitmesini istemiyordu. Bir rüya gibiydi ve uyanmak onu delicesine korkutuyor, yanlış bir şey yapar ve onu kendinden uzaklaştırırsa diye ödü kopuyordu.

"Tanrı aşkına şunu yapmayı kes." Namjoon sonunda Jeongguk'un çıkardığı seslere dayanamayıp konuştuğunda daldığı düşüncelerden sıyrılmayı başaran Jeongguk, bir çırpıda elindeki çubukları masaya attı.

"Bu iyi bir fikir değildi bence, mesaj atıp acil bir işim çıktığını ve koşarak Busan'a gittiğimi mi söylesem?"

Dakikalardır ocağın önünde yemekle uğraşan Yoongi, elindeki tahta kaşıkla Jeongguk'a döndü. "Bu kadar yemeği boşuna mı yapıyorum ben, ayı." başka bir şey demeden tekrar işine geri döndüğünde Jimin aceleci hareketlerle mutfağa girdi. Jeongguk kadar heyecanlıydı ve bunun tüm suçlusu yine Jeongguk'tu. Sabahtandır söylenip durması, olasılıklardan bahsetmesi onu da germişti. "Jeongguk, bir işin ucundan tutsan eline yapışmaz biliyorsun değil mi?"

Neyi, nasıl yapmadı gerektiğini hala bilmeyen ve beyin hücreleri donmuş gibi hisseden Jeongguk; telaş içinde ona yardım eden arkadaşlarına baktı ve nasıl bir konumda olduğunu düşündü. İstemsizce gülmeye başladı. "Sanki kocamın ailesi eve geliyor." kendi kendine kurduğu cümlenin farkındalığı geldiğinde duraksadı. "Sikeyim..." Düşündüğü hayalin içine istemsizce düşerken derin bir nefes aldı, hiçbir şeyi kontrol edemediği bir noktadaydı.

"Hayal kurmanın sırası değil, lütfen ya!" Jeongguk dakikalardır oturduğu mutfak masasından kalktığı an zil çalınca durdu. "Ne? Ne oluyor?"

"Ne olabilir? Git kapıyı aç."

"Hyung, hazır değilim ben! Ya yanlış bir şey yaparsam, ya kendime engel olamazsam... O zaman ne olacak? Nasıl kurtaracağım durumu?" mutfakta dolanıp duran ve heyecandan hangi yöne gittiğini şaşıran Jeongguk'u sabırla izleyen Namjoon, karşısındaki manzaraya gözlerini devirdi. "Aşırı dramatiksin ya..."

"Hiçbir şey olmayacak Guk, hadi." Jimin onu kapıya doğru ittirdiğinde derin bir nefes aldı. Evet, gayet iyi idare edebiliyordu.

"Nasıl görünüyorum?" mutfaktan çıkmadan önce arkadaşlarına döndü. "Gereğinden fazla özenli görünüyorsun." Yoongi'nin cümlesi üstüne sırıttı. "Güzel." dedi ve koşuşturarak dış kapının önüne kadar geldi.

what about usHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin