K.İ.27

297 67 6
                                    




İyi okumalar.

****

Kağan-

Sessizce kapıyı kapatıp, yine aynı sessizlikle garajda olan arabama doğru ilerledim. Yağan yağmura aldırmıyordum, adımlarımı atarken. Sadece yağmuru değil aslında, iç dünyamdan başkasına aldırmıyordum o sıralarda. Bugünlük dışarısı benim için pek mühim değildi çünkü. İnsanlar, onların düşünceleri, ne dedikleri... Ve bir çoğu. Bugün sadece iç dünyamın kahramanıydım. Sadece orada olan biteni dinleyip, izleyecektim. Her ne kadar acı verici olsa da... Çünkü bugün orası tam bir kaos alanı olacaktı... Tam bir kaos meydanı... Kırık kalp parçaları... Nefret kırıntıları... Öfke tozları... Hüzün yelleri... Akmayan damlalar... Küçük kızımın akıttıkları... Onun üzüntü bulutları... Ve ölen çocukluk... Bugün orası tam bir karmaşaydı. Bunlar daha sabah gözümü açtığım an yer edinmişlerdi kendilerine, iç dünyamda. Sabah gözümü açışımdan belliydi.

Sessizliğim hala üzerimdeyken, arabama binip çalıştırdım. Hareketlerimin sessiz olmasına çok dikkat ediyordum. Kimsenin çıkaracağım sesleri duymasını istemiyordum. Daha doğrusu sesleri duyup beni görmelerini istemiyordum.

Evden çıkana kadar aynı sessizliği sürdürüp evden çıktıktan sonra gaza yüklendim. Daha erken olduğundan etrafta fazla kimse yoktu. Bu benim işime geldi ve hızımı daha da artırdım. Ayağımı tek saniye bile gazdan ayırmadan, ana caddeye çıktım. Burası daha kalabalıktı ama bu benim hızımın düşmesini gerektiren bir etken değildi açıkçası. Arabaları, insanları, yanan ışıkları, yağan yağmuru önemsemeden kullandım arabayı.

Bugün yine, her yıl olduğu gibi beynim, içim karmakarışıktı. Ama sanki önceki yıllara göre biraz daha karmaşıktım. Biraz daha büyüktü öfkem, biraz daha büyüktü nefretim, daha büyüktü kırık parçaların boyutu ve sanki daha ölüydü çocukluk... Sanki biraz daha yorgundum. Bilmiyorum, ama sanki bu yıl biraz daha bitiktim. Herkesin bildiği o güçlü, o yenilmez, hep kazanan, Kağan Soykan bugün öyle değildi sanki. Fazlasıyla yorgundum çünkü. İçimin karmaşıklığı da daha fazla yoruyordu beni. Evet güçlüyüm, evet yenilmezim, evet hiçbir bokumdan korkmam ama sanki bunlar her yılın bugünü için geçerli değildi. Çünkü tam on yıl önce bugünü yaşamamış olsaydık ben daha güçlü olacaktım, daha yenilmez olacaktım, daha korkusuz olacaktım. Çünkü arkamda babam olacaktı. Bütün gücüyle, bütün sahip olduklarıyla arkamda olacaktı. Ve bu beni daha da iyi edecekti.

Babam... Keşke yanımda olsaydı. Keşke bana neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleseydi. Keşke mesleği elin adamlarından değilde ondan öğrenseydim. O... keşke olsaydı da siktiğimin hayatı beni bu kadar yormasaydı. Biliyordum, eğer onlar yaşıyor olsaydı bizim bu hayattaki konumumuz, şuan böyle olmazdı. Girdiğim ortamlar böyle olmazdı. Çevredekilerin bana olan tavırları böyle olmazdı. Küçük kızımın acısı bu kadar yoğun olmazdı. "Ah be hayat! Bir kerede götünle gülmeseydin olmuyordu değil mi?" Direksiyona vurarak konuştum. Ya da bağırdım. Bir kere de adam gibi gülmemişti bu hayat bize. Hep götünü çevirip de gülmüştü. Alacağı olsun ne deyim. Ne diyebilirim ki zaten? Direksiyona attığım ikinci bir yumrukla birlikte hızımı daha da artırdım. Arabaların arasından attığım makaslar, bana çalınan kornalar, yerin ıslaklığı da umursamadıklarım arasındaydı.

Mezarlığa yaklaşınca yolun kenarında gördüğüm çiçekçiyle durdurdum arabayı. Sultanımın çiçeklerini almadan gider miydim hiç?

Arabadan indiğim anda yağmur damlaları bütün şiddetiyle yüzüme düşmüştü. Buna rağmen ağır adımlarla girmiştim çiçekçiye. Beni gülümseyerek karşılayan çalışana karşı dümdüz bir ifadeyle bakmıştım ben.

KARANLIK İKİLEMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin