14

39 7 0
                                    

Kral uzun koridorun sonuna varınca son kapıyı da açıp içeri girdi. Herşeyiyle beyaz olan oda bir süre sonra insanın psikolojisini bozuyordu. Kral iki yatağın tam ortasına gidip durdu, yüzünde zaferin gülümsemesi vardı. Sol taraftaki yatağa yaklaşıp yatakta yatan çocuğun saçlarını okşadı. Saçlarına değen elle aniden gözlerini açmıştı çocuk.

"Sonunda burdasın. Seni o halde görünce gerçekten öldüğünü zanettmiştim Minho. Bir an korkmadım desem yalan olur. Biliyorsun sen benim için çok önemlisin. Neyse sana güzel haberlerim var, Mi Sun'a haber yollamalarını söylicem yarın. Senin öldüğünü ve derhal ülkeye dönmesi gerektiğini bildiren bir bildiri. Şimdi bana söyle Jisung nerde?"

Minho kısık gözlerle nefret ettiği adama baktı. "Ben burdayım zaten... Ona değil ne yapacaksan bana yap."

"Onun çekeceği işkenceyi mi çekmek istiyorsun?"

"Hayır... Ben onun için ölmek istiyorum. O acı çekmesin diye."

"Ah benim şu zavallı oğluma bak, daha 2 aydır tanıdığı bir faişeye aşık olmuş."

"Jisung senin zorla koynuna aldığın kızlar gibi biri değil."

"Vay vay Minho'nun köpeğine bak sen. Cesaretlenmişte konuşuyor. Kimden geliyor senin bu cesaretin, bundan mı?" Minho'yu göstererek sormuştu bunu. Changbin uzanırken hayır anlamında kafasını sallamış ve elini kalbinin üstüne koymuştu.

"Hayır ben buraya ve kendime güveniyorum."

"Kısacası Mi Sun'a güveniyorsun."

"Yanılıyorsun, ben ona güvenmiyorum ona aşığım."

"Aptal herif. Bir prenses'in senin gibi birine aşık olacağını mı düşündün? En azından sözümü dinledin de kızımın aklını karıştırmadın."

"Sözünü dinlemedim. Sadece aşık olduğum kişiyi korudum. Ama sen bunu anlayamazsın. Zira sen hayattaki tek amacı başkalarına hizmet etmek olan bir kralsın. Acizsin, zavallısın ve o kadar korkarsın ki kendi çocuklarını bile kendinden önce ölmesini sağlarsın."

"Kes sesini! Başlatın!"

Kral, Changbin'in söylediklerini hazmedememiş ve her ne kadar doğru olsada zoruna gitmişti söyledikleri. Ona göre Kral bir soyluydu, Changbin ise sadece bir köleydi o yüzden kralın önünde kendini eziklemeli ve böyle sözler söylememeliydi. Kralın emri ile Minho ve Changbin'e aynı anda enjekte edilen sıvı, ikilinin daha önce hiç çekmediği bir acı çekmesine sebep olmuştu.

Tüm oda ikilinin bağırışları ile dolarken, kral yüzündeki sırıtmayla acı çeken ikiliye bakıyordu. Keyif aldığı çok belliydi ve bunu da asla gizlemiyordu. Ama keyfi çok uzun sürmemişti. Bir kaç dakika sonra ikili acıya daha fazla dayanamayıp bayılmışlardı. Aynı Mi Sun gibi. Doktor kral'ın yanına gidip ellerini önünde birleştirmiş, eserlerine bakıyordu.

"İkiside tahminimden fazla dayandılar. Asla bu kadar uzun süre dayanmalarını beklemiyordum. Mi Sun abisinin kopyası dendiğinde inanmazdım ama Minho'nun bu kadar dayanıklı olduğunu gördükten sonra artık inandım." Yüzündeki iğrenç ve gururlu gülümseme ile söylemişti bunları.

"Ne kadar sürecek?"

"Kısa değil. Tahminimce 1 ay içinde sonuç vermeye başlar ama en az iki ay burdalar. Onların en iyisi olmasını istiyordun."

"Evet, hala istiyorum. Yang krallığına gönderdin mi serum'u?"

"Evet. Hatta prens'in ve nişanlısının çoktan kanına karıştı. Anlayacağın her şey tam anlamıyla istediğin gibi. Tabi Mi Sun onlar ateşlenince yardım etmiş orası ayrı mevzu ama."

"Bu kızın merhameti onun sonu olucak bu gidişle. Ama önemli değil, Mi Sun içten içe beni çok sever. Yakında benim yanıma gelecektir eminim... Neyse sen devam et. Benim daha önemli işlerim var."

Kral bunları söyleyip bembeyaz olan odadan çıkıp kefiyle kızını beklemeye başlamıştı. Onun keyfi yerindeyken, yin yang'da Jisung ağlamaktan kıpkırmızı olmaya devam eden gözleri ile bir oraya bir buraya gidip geliyordu. Chan, Felix ve Seungmin ise onun akıl sağlığı için endişe ediyorlardı.

Jisung bir anda durup onlara dönmüştü. "Mi Sun neden hala herhangi bir şey yapmadı? Neden sessiz kalıyor? Tanrım delirmek üzereyim, gerçekten delirmek üzereyim. Mi Sun bu ya Lee Mi Sun. Minho'nun kopyası, ya bu kız bu kadar güçlüyken neden duruyor ya neden!?" Bunları söyledikten sonra yere çöküp ellerini başının almıştı. "Ben, ben kesinlikle iyi değilim. Kendime olan sinirimi başkalarından çıkartıyorum. Galiba gerçekten delirdim."

Felix duyduklarından sonra hemen Jisung'un yanına gidip çökmüş ve ellerini ellerinin arasına almıştı. "Jisung. Delirmedin, sadece acılısın ve yaşadıkları aklını karıştırıyor bu çok normal."

Jisung ıslak gözlerle Felix'e bakıp. "Ama Mi Sun neden gelmiyor? Şu an ikimizin en çok birbirimize ihtiyacımız var. Sikmişim intikaını. Minho'nun ve Changbin'in intikamını elbette alıcaz ama önce o gelsin." Jisung'un hıçkırarak söyledikleri odadaki herkesi gerçekten üzmüştü. Jisung'un şu anlık amacı intikam falan değildi. Sadece Mi Sun'un yanında olmasını istiyordu.

"İnan bizde bilmiyoruz Jisung. Mi Sun'a defalarca kez mektup gönderdim ama hiç birine geri dönüş yapılmadı. Hatta mektup'un gitip gitmediğini bile bilmiyorum. Şimdi söyliceklerim acı şeyler ama. Kendimizi hazırlamamız lazım."

Chan'ın sözleriyle kafasını hemen ona çevirmişti Jisung kaşları çatık bir şekilde.

"Mi Sunun yokluğuna." Herkes onun ne demek istediğini anlamıştı, ama Jisung anlamak istemiyomuş gibi sormuştu. "Ne yokluğu Chan? Neyden bahsediyorsun sen?"

"Mi Sun, Minho'nun yanına gitmiş ola bilir."

En hafif böyle söyleye bilmişti Chan ölmüş ola bilir demeye ne dili ne de gönlü el vermemişti. Sonuçta Mi Sun onun kız kardeşiydi, ve onun ölmüş olma düşüncesi onu korkunç şeyler düşünmesine sebep oluyordu.

Bittiiiiii! Ay bence hepiniz in en çok sevdiği bölüm buydu çünkü Minho ve Changbin'in ölmediğini öğrendiniz. Bende bu bölümü sevdim ne yalan söyleyeyim. Yorum ve oylarınızı esirgemeyin lütfen istediğiniz kadar yorum yapın hepsine cevap veriyorum zaten. Sizi seviyorum zeytinlerim bay bayyyy

Kingdom of Experiments / MinsungHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin