~25~

38K 2.2K 637
                                    

"Çünkü korkuyorum!" dedim bağırarak.

Elleriyle yüzünü sıvazladı.

"Neden korkuyorsun ya?"

"Sen bilmiyorsun ben neler yaşadım!" dedim onu göğsünden ittirirken. Artık kendimi kaybediyordum.

"Bilmiyorsun benim nasıl aldatıldığımı!"

Ağlıyordum.

"Bilmiyorsun nasıl ihanete uğradığımı!"

Omuzlarımdan tutup durdurdu beni. Çırpınmayayım diye kollarıya sardı.

"Anlat! Anlat da bileyim..."

Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Başımı göğsüne yaslayıp sakinleştirmeye çalışıyordu beni. Burnumu çekip ağlamamı durdurmaya çalışıyordum. Tuhaf bir şekilde onun göğsüne başımı dayamış olmak beni rahatlatmıştı.

"Anlatmak istemiyorum..." dedim zar zor çıkan sesimle. Bana acımasını istemiyordum.

"Anlatabilirsin güzelim. Anlatmazsan çözüm bulamayız ki."

Yavaşça ittim kendimi ondan destek alarak.

"Ulaş gerçekten üstüme gelme. Anlatmak istemiyorum. Ve senden ricam karşıma çıkma, selam verme, yardım etme... Uzak dur işte benden. Çünkü yakın durman sadece işleri daha da zorlaştırıyor."

Cümlemi bitirir bitirmez kendimi o evden dışarı attım. Ben doğru olanı yapmıştım. Kimse kimsenin yara bandı olmak zorunda değildi. Ulaş da benim yara bandım olmak zorunda değildi. Ona bunu yapmak istememiştim.

...

Kaçıncı olduğunu bilmediğim sigaramı küllükte söndürürken elimi kahve bardağıma attım. Bir yudum bile kalmamıştı içinde. Ne ara bittiğini bile fark etmemiştim.

Üstümdeki battaniyeyi yavaşça açıp kalktım koltuktan. Yine yavaş adımlarla mutfağa gelip tam kahveyi dolduracakken kapıma atılan yumruklarla duraksadım. Yok yok kapı çalmak değildi bu. Bu bildiğiniz kapıyı kırmaya teşebbüstü.

Koşar adım kapıya gittim. Tam delikten bakacakken onun sesi doldu kulaklarıma.

"Işık! Aç..."

Sarhoş bir Ulaş vardı şuan kapımda... Kapıyı araladığımda düşmemek için bana tutundu.

"Ulaş ne bu halin?!"

Dili dönmeyerek bir şarkı mırıldanmaya başladı.

"Senin küçük bir elvedan..."

Susturdum onu.

"Ne yapıyorsun sen Allah aşkına? Delirdin mi?" dedim onu ayakta tutmaya çalışırken. Ama o büyük gövdesini daha ne kadar ayakta tutabilirdim bilmiyorum.

"Tamam içeri geç ben sana bir kahve içireyim. Hadi sıkı tutun bana."

Sonunda onu koltuğa oturtabildiğimde daha doğrusu atabildiğimde ellerimi belime koyup derin bir nefes aldım. Az önce yarım kalan kahve doldurma işimi tamamlayıp hemen yanına oturdum Ulaş'ın. Elimi yanağına koyup haşını dik tutmaya çalıştım. Yeni çıkmaya başlayan sakalları elime batıyordu ama dünyanın en tatlı acısıydı bu.

"Hadi iç şunu..."

Bir yudum aldığında kafasını birden çevirdi.

"Çok sıcak! Yandım."

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıp kupanın içindeki kahveye üflemeye başladım.

"Sen beni yakmaya yemin falan mı ettin 12 numara."

12 VE 14 (Texting)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin