~30~

31.3K 1.8K 345
                                    

"Mısır da alalım hadi! Az kaldı filmin başlamasına." dedim Ulaş'ın tuttuğum elini çekiştirirken.

Mısır standının önünde durduğumuzda görevli çocuk büyük bir gülümsemeyle karşıladı bizi. Gereksiz bir gülümsemeydi bence.

"Hoş geldiniz!"

Ulaş cebinden cüzdanını çıkartırken siparişimizi verdi. Çocuğa göre oldukça ciddi bir tavır takınmıştı.

"Bir kova mısır verir misin?"

Çocuk başıyla onaylayıp mısırı kovaya doldurduktan sonra yine büyük bir gülümsemeyle bana uzattı kovayı. Yavaş hareketlerle kovayı aldım elinden.

"Buyrun. Bu arada gözlerin çok güzel."

Beklemediğim bir anda aldığım iltifatla şaşırıp kalmıştım. Ne alakası vardı şuan yani?

"Teşekkürler?"

Ulaş gözlerini hiç kırpmadan çocuğa bakarken dişlerini sıktığını çenesinin gerginliğinden anlamıştım. Sonra çocuk kahvaltıda yürek yemiş olmalı ki devam etti konuşmaya.

"Yanlış anlama lütfen. Ben böyle şeyleri hiç içimde tutamıyorum."

Ulaş çocuğa kesecekmiş gibi bakışlar atmaya devam ederken ben gülümsemekle yetindim. Çocuk parayı aldıktan sonra fişi yine bana uzattığında fişi alıp hemen oradan uzaklaştırdım bizi.

"Lavuğa bak! Göz göre göre yürüyor ya."

"Tamam sakin ol." dedim gayet yumuşak bir ses tonuyla. Normal şartlarda ben o çocuğa gününğ gösterirdim tabii ama şimdi bunu yapmak sadece Ulaş'ı gaza getirmek oldurdu. Sonra ne kadar tuttuğuna bakmak için fişi incelediğimde üzerinde kalemle yazılmış bir not karşıladı beni. Ya da çocuğun ölüm fermanı mı demeliydim?

"05......... , beni ara! :)"

Ben şaşkınlığımı maalesef ki gizleyememiş fişe doğru bir küfür savurmuştum.

"Orospu çocuğu..."

Ulaş birden fişi elimden çekip aldığında geri almaya çalıştım ama her şey için çok geçti. Fişi elinde bir güzel buruşturup standa doğru ilerledi ve tek atlayışta öbür tarafına geçti.

"Ulaş dur lütfen!"

Kulaklarını dış dünyaya kapatmıştı. Mısırcı çocuğu yakasından tek eliyle tutup duvara yasladığında ben de hemen standın o tarafına geçip durması için kollarından tutuyordum Ulaş'ı. Ama nafile...

"Ne sanıyorsun lan sen kendini?!" dedi ve az önce elinde buruşturduğu fişi bir güzel ağzına tıktı çocuğun.

"Sıçtığın boku ye de bir kendine gel. Yavşak herif!"

Sonunda benim ısrarlarıma dayanamayıp çocuğu sertçe bırakıp elimden tuttu. Tam hiçbir şey olmamış gibi oradan çıkıp gidecekken çocuk kolumdan tutup beni kendine çevirdi.

"Eğer istersen seni bu barbardan kurtarabilirim."

"Ne saçmalıyorsun ya?" dedim anlık bir şaşkınlıkla. Ben daha şaşkınlığımı atamadan Ulaş çocuğun yakasına yapışıp kafasını suratına geçirdi çocuğun.

Ben o hareketlilikle kendimi bu ikilinin dışında bulurken çocuk kendini toparlayıp bir yumruk savurdu Ulaş'ın suratına. Etraftan gelen birkaç kişiyle beraber ayırmaya çalışıyorduk ama nafile. Ulaş bir an tezgahtan servis tabağını aldığında kimseyi umursamadan çocuğun kafasına geçirdi tabağı.

"Ulaş dur artık!"

Sonunda araya girebildiğimde sinirden gözlerim dolmuştu. Hala benimle göz teması kurmuyor az önce kafasında tabak kırıldığı için sinirden deliye dönmüş mısırcı çocuğa bakıyordu.

"Gebertirim oğlum seni! Sen kimsin de benim sevgilimi benden kurtaracaksın?!"

Sonunda hızla göğsünden ittirip kendine getirdim onu.

"Yeter! Sus artık gidiyoruz!"

Gözlerime baktığında ağlamak üzere olduğumu görünce yüzündeki sinir yerini yava yavaş pişmanlığa bırakmıştı. Çocuğu başka birileri tutup olduğu yere oturtmuşken ben ve Ulaş da hızlı adımlarla oradan uzaklaşmıştık.

"Işık..." dedi otoparkta arabayı ararken.

Duymamazlıktan geldim. Çünkü konuşursam güzel şeyler söylemeyecektim. Sonunda arabayı bulduğumuzda onu yine hiçbir şey demeden yolcu koltuğuna bacakları dışarıda kalacak şekilde oturttum ve bagajdan ilk yardım çantasını alıp önünde çöktüm. Yediği yumruktan ötürü kaşı patlamıştı. Gerekli malzemeleri içinden çıkarıp üzerine ilaç döktüğüm pamuğu sertçe bastırdım kaşına.

"Ah!"

Aslında bilerek yapmıştım ama canının yandığını görünce kıyamayıp daha yavaş hareketlerle yapmaya başladım pansumanı.

"Kızdın mı?"

Bir şey demeden bantı güzelce yapıştırdım yaranın üstüne. Yine sorusunu cevapsız bırakmıştım. Kolumdan tutup beni kendine çektiğinde birden dizinin üstünde oturur vaziyette buldum kendimi.

"Artık duy beni." dedi gözlerime değil de dudaklarıma bakarken.

"Seni duyuyorum zaten. Duymak istemememe rağmen."

Kendimi ondan güç alıp ittim ve kalktım üstünden. Beni bu şekilde kandıramazdı. O orada otururken ben şoför koltuğuna geçip oturdum.

"Anahtarı ver."

Sabırla nefesini verirken anahtarı bana uzatıp kapısını kapattı. Biraz yol gittikten sonra artık kendimi yeterince sakin hissettiğimde konuşmaya başladım.

"Yani iki güzel vakit geçirecektik sıçtın içine."

"Ya ne yapsaydım? Herif sana dümdüz yürüdü. Ben de çözdüm sorunu."

Sinirle nefes alıp aklıma geldikçe beni sinirlendiren şeyi onun yüzüne vurdum.

"Ulaş kafasında tabak kırdın! Senin çözüm yollarını bir gözden geçirmen gerekiyor bence."

Ben dikkatimi tamamen yola vermişken yine o -artık zaafım haline gelen- hareketi yapmıştı. Önüme düşen saç tutamımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Bak güzelim, biliyorum yaptıklarım yanlıştı. Ama kıskandım işte."

Nasıl yumuşamayacaktım şimdi ben? Bu tatlılığı karşısında nasıl sinirli kalabilirdim siz söyleyin!

"Hem önce bir şey yapmadım ki? Sadece fişin tadına baktırdım. Sonrasında da biraz eğlendik mısırcıyla."

Anlamıştı yumuşadığımı tatlılık yapmaya devam ediyordu.

"O pek eğlenmedi ama sen bilirsin." dedim bilmiş bir ses tonuyla.

Bu söylediğime gülerken belki de bu kadar çok belirttiğim için sinir olduğunuz tatlılığıyla konuştu.

"Barıştık mı?"

"Barıştık."

12 VE 14 (Texting)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin