~52~

8K 665 91
                                    

03.00

Sonunda üstümdeki kanlı gelinlikten kurtulduğumda derin ve sert bir nefes çektim içime. Hastane tuvaletinin aynasından halime baktım. Yüzümün bir ölüden farkı yoktu resmen. Yer yer kan lekeleri de vardı yüzümde. Ellerimden bulaşmış olmalıydı. Hemen buz gibi suyu açıp sertçe su çarptım yüzüme. Az sonra Ulaş'ı uyandırıp odaya alacaklardı ve onun karşısında bu kadar bitik olmam iyi olmazdı. Yüz yıkama işlemim sona erince az önce bileğime taktığım lastik tokayla sıkı bir at kuyruğu yaptım saçlarımı. Şimdi daha iyi görünüyordum.

Az evvel tuvalet kabininde çıkarıp orada bıraktığım gelinliğe baktım. Uzunca bir süre baktım ona. Ne heveslerle almıştım oysa ki. Ne kadar zor olmuştu mesela karar vermek. Kim bilebildirdi ki bu kadar zor karar verip çok beğenerek aldığım gelinliğin günün sonunda sevdiğim adamın kanları içinde kalacağını.

Elimle hırsla topladım onu. Dolan gözlerim taşarken lavaboların yanındaki, kabinlere nazaran daha büyük olan çöp kovasına tıktım onu. Sonra elimin tersiyle sildim gözyaşlarımı. Kurtulmuştum işte ondan. Tıpkı üzerime giydiğim temiz kıyafetler gibi bu kirli anıların yerine de zamanla temizlerini koyacaktık.

Tuvalet kapısı açıldığında çöpe attığım gelinlikten çektim gözlerimi. Didem gelmişti. Önce dikkatini çöpten tülleri taşan gelinliğim çekti. Sonra da burukça baktı bana.

"Geçecek her şey. Biliyorsun değil mi?" dedi elleri ellerimi sararken. Başımı evet dercesine hızlı hızlı salladım.

"Ulaş'ı odaya alıp uyandıracaklarmış şimdi. Haber vermeye geldim sana."

Birden heyecanla ellerimi yüzüme götürdüm. Yerimde sıçramıştım resmen. Tıpkı gelin odasında onu beklerken yaptığım gibi aynada kendimi kontrol ettim. Saçlarımı son bir kez düzeltip koşar adım çıktım tuvaletten. Koridorun sonunda Melih gözüme iliştiğinde yetiştim hemen ona.

"Melih! Nerede?"

"Hasta asansöründe üst kata götürdüler. Ben de merdiveni arıyordum."

Etrafa hızlıca bir bakındım. Merdiven tabelasını görünce vakit kaybetmeden yöneldim oraya. İkişer üçer çıktığım basamaklar sona erince kat görevlisine görüp yanına adımladım.

"Ulaş Yazıcı hangi odaya alındı?"

"414 numaralı oda."

Gülümseyip hızlıca bir teşekkür ettim. Odaların önünde yazan numaraları biraz inceledikten sonra aradığım odanın koridorun sonunda olduğunu anlamam uzun sürmedi. Ben önden hızlı hızlı ilerlerken Didem ve Melih de peşimden geliyorlardı.

Sonunda odayı bulduğumda hızlıca girdim içeri. Hemşire serumuyla ilgileniyordu. Yatağın ayak ucunda durup baktım ona. Ameliyattan ilk çıktığı haline göre çok daha iyi görünüyordu. Gözlerim istemsizce doldu. Aklımda dolanan ama bir türlü dile getirmeyi beceremediğim soruyu Melih hemen sordu hemşireye.

"Ne zaman uyanır?"

"Birkaç dakika sonra uyanır. Geçmiş olsun." dedi ve çıktı.

Vakit kaybetmeden yatağın yanına geçtim ve orada duran sandalyeye oturdum. Serum takılı elini iki elimle sardım ve öylece yüzünü incelemeye başladım. Ya bir daha göremeseydim onu? Bu gerçeğe bu kadar yaklaşmış olmak şimdi ona bakarken gözümü kırpmama bile engel oluyordu.

"Bakın gayet iyi işte eniştem! Turp gibi turp."

Didem'in titrek bir sesle kurduğu cümleye güldük üçümüz de. Buruk bir gülüştü bu elbette. Kapı bir iki defa tıklatılınca oraya döndük. Alaz ve Gonca birkaç şişe suyla girdi içeri.

12 VE 14 (Texting)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin