Güzeli(m)?

810 69 53
                                    

Hoseok

Yoonha'nın kızgınlık feromonları oldukça yoğundu ve ben şu an onun boynuna atlayıp saatlerce o feromonları solumak istediğime yemin edebilirdim.

"İçeriye almayacak mısın?" Nefes nefese sorduğu soruyla kendime gelip gözlerimi boynundan çektim ve elimi bileğine sarıp hızla onu içeriye çekiştirdim.

"Ne işin var burada? Ya müsait olmasaydım şu an? O zaman n'olurdu farkında mısın?" Sinirle soluyarak sorduğum soruya karşı onun umursamaz tavrı beni delirtmişti.

"Benden etkilenirdin? Hadi ama Hoseok, biz ruh eşiyiz. Tabii ki de birbirimizden etkileneceğiz. Ayrıca, ben sana deli divane olurken senin bana karşı çekingen davranmam beni daha çok etkiliyor niyeyse..."

"Demek ki sen çıtkırıldım seviyorsun, hadi bakalım yallah. Yok elimizde öyle bir Hoseok, taze bitti."

"Ha demek ki vardı?"

"Yoktu kardeşim."

"Kardeşim?"

"Arkadaşım?"

"Erkek arkadaşım?"

"Yo', dümdüz arkadaşım. Hadi hadi git, benim halletmem gereken bir kızgınlık var." Bir anda bileklerimi kavrayıp beni duvara yasladı ve kollarımı havada duvarda birbirine bağlamıştı. Dudaklarıma yaklaştı ve bir gözlerime bir de dudaklarıma çıktı bakışları. Yoongi'den daha uzun olması benden de uzun olmasına neden oluyordu.

"Ama arkadaşlar birbirlerinin tadlarını bilmezler."

"Evet, ve ben senin tadını bilmiyorum."

(Smoothie arkadaşlar.) (Smut.)

"Öğren." dedi ve dudakları dudaklarıma yaslandı. Hiçbir hamle yapmadı ve sadece öyle bekledi. En sonunda dayanamamış ve dudaklarımla alt dudağını kavramıştım. Öpüşmeyi başlatan taraf olmayı kabul etmiştim.

Benim hamlemin ardından alt dudağımı kavramış ve dudakları arasında emmeye başlamıştı. Bir süre daha devam eden hareketlerimize dilini de karıştırmış ve ağzımın içine itmişti. Birbirine kavuşan dillerimizle bir süre daha devam etmiş ve ayrılmıştık. Neredeyse dudaklarıma değen dudaklarıyla konuşmuştum.

"Dil seviyorsun?"

"Dilini seviyorum."

Ve tekrardan dudaklarıma yaslanmıştı. Ama bu sefer ellerimi serbest bırakmıştı. Serbest kalan ellerimi boynuna dolamış ve kendimi bastırmıştım ona. Anında belimi kavrayan kolları daha da aşağı kaymış ve beni kucaklayıp duvara yaslamıştı. Duvara çarpmanın etkisiyle ağzının içine inlemiştim ve bu dudaklarınızı ayıran şey olmuştu.

"Odana gidiyoruz, itirazın var mı?"

"Eğer etseydim şu an kucağında olmazdım ve sen bu cümleleri kuramazdın. Kapı paspasını yalamak istemiyorsan devam et." Tekrardan bir öpüşme daha başlamıştı. Bu sefer vahşice davranıyordum. Sanki koparmak istermiş gibi ısırıyordum ki inlemesini duymayı planlıyordum. Başarmıştım da.

Odanın kapısına geldiğinde beni tekrardan yaslamış ve belimdeki elini kapı kulbuna atıp çevirmişti. Kapıyı çatpmamak için beni hemen kucaklayıp çevirmiş ve yatağa doğru götürmüştü.

Yatağın yumuşak dokusuyla karşılaşan sırtım ile dudaklarımızı ayırmıştım. Oturur pozisyona gelmiştim ve karşımda diz çökmüş olan Yoonha'yla bakmıştım. Nefeslenmekle meşguldü. Nefes nefese sorumu sormuştum:

"Ne yapacağız?"

"Hiçbir fikrim yok. Buraya gelirken bile kafamda ne vardı inan hatırlamıyorum."

already, i'm hurt.Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin