10. Tehlikeli Oyunlar

25.3K 1.4K 890
                                    

○●

Bölüm On

"Tehlikeli Oyunlar."

Bölüm Şarkısı: You're Mine - Raving George

Siyah Kuğu...

Sahnedeki görüntümü atamıyordum kafamdan. Siyahlar içerisindeki o zarif elbiseyi, gözlerime bir kanat gibi çekilen siyah farı, kemanımın çıkardığı karanlık melodiyi... Bir de benim tam tersi yansımam gibi duran, benim adımlarıma karşılık uyumla hareket eden ama tamamen zıttım olan kız vardı tabii. Aynı elbise ama beyaz, aynı makyaj ama beyaz, aynı ökçeli topuklu ayakkabı ama beyaz.

O kız, Öykü, kimdi?

Beraber sahne almışız ve bir noktada onu öldürecek kadar birbirimize düşmüşüz. Oysa ne de uysal bakıyordu gözlerimin içine, bana iltifat ediyor, alçakgönüllü görünüyor, gülümsüyordu, onun gibi biriyle nasıl bir problemim olabilirdi? Bir insan sebep ne olursa olsun birini ne diye öldürürdü? Nasıl yapabilirdi böyle bir şeyi? Ölümüne nefret ettiğim Uygar'a bile bıçağı birazcık sapladım diye ayılıp bayılmamak için zor tuttum kendimi, öfkemin kontrolü altında olmasaydım böyle bir şeyi yapacak mideyi de asla bulamazdım, oysa geçmişte birine, böylesi tatlı, böylesi masum bir kıza daha da beterini yapmış, onu boğazından... bıçaklamış ve onu öldürmüştüm.

Çılgınlık, büsbütün delilik, bütün bunların gerçek olmasına imkân yok, birini böyle canice katletmemin imkânı yok! Uygar, o kızı tanıyor, onu öldürdüğümü biliyor, kesinlikle bir bağlantımız var, kesinlikle bu işte de Uygar'ın parmağı var. Bana ya da o kıza ne yaptı, bizi nasıl oldu da o dereceye getirebildi bilmiyordum ama basit bir kavgadan, basit bir çekememezlikten veya kıskançlıktan doğabilecek bir sonuç değildi bu. Orkestrada rakibim bile değildi, beraber çalıyorduk, ikimiz de yıldızdık, birimiz Beyaz diğerimiz de Siyah Kuğu'ydu, bunun neresi bir düşmanlık doğurabilirdi? Anaokulu çocuğu değildik, kesinlikle Uygar ile alakası olmalıydı.

Beyaz elbise de aslında ona ait olduğuna göre... acaba o kız Uygar'ın kardeşi olabilir miydi? Ailesinden herhangi biri, değer verdiği bir arkadaşı dahi olabilir. Sevgilisi olduğunu zannetmiyordum, bana âşık olduğunu, beni kazanmak için çabaladığını söylemişti, o kız için değil beni izlemek için geliyordu provalarıma ve en arka sıraya geçiyordu. Üçümüz arasındaki bağlantı her neyse daha da farklı olmak zorundaydı, bütün bunlar yersiz bir kıskançlıktan doğacak kadar basit olamazdı. Daha derin mevzular dönüyordu, daha karmaşık ve karanlık.

Sabahtan beri Uygar'a hiç gidip de bakmamıştım, kendime gelmem ve biraz uyku alarak kendimi sakinleştirmem gerekmişti. En fazla 3-4 saat uyuyabilmiş, başımdaki ağrıdan sebep rahatsızlanarak uyanmış ve şöminenin sönmesinden ötürü yayılan dehşet soğuğu durdurmak için şömineyi zar zor tekrardan yakmıştım. Akşam oluyordu, hava erkenden kararmaya ve camdan görünen ormanlık alan boğucu, kasvetli bir maviliğin ardında kaybolmaya başlamıştı.

Açtım, mutfakta bulabildiklerimle iki tane sandviç yapıp tabağa koydum, bir bardak da su, tepsiyle yukarıya çıktım sonrasında. Uygar'ın odasına gidecektim aslında fakat üst katta, merdivenlerin bittiği yerde duraksadım koridora bakarken, dün akşamdan beri hiç girmemiştim o kilitli odaya, işime yarayacak bir şeyler bulamadığım için boş vermiştim fakat sonradan Uygar'ın telefon şifresini hatırladım, belki kasanın şifresi de aynıdır diye denemek istedim. Elimdeki tepsiyle beraber girdim odaya, girişte sol tarafta üzerine kitapların konduğu alçak bir masa vardı, tepsiyi oraya yerleştirip karşıdaki dolaba gittim, eğilip kasaya 11273 yazdım, fakat yanlıştı, birkaç kombinasyon da denedim, hiçbiri olmadı.

Lilith'in GözyaşlarıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin