30. BÖLÜM

7K 324 12
                                    

Arabayı hemen deponun önünde durdurduk ve hepimiz içeri girdiğimizde Öykü'yü bir sandalyede bağlı ve ağzının da bantlı olduğunu görmemiz bir oldu. Fakat Pamir yoktu. Nasıl yaaa, o kimden haber almış olabilir ki. Kaçmış işte. Offf. Hemen Öykü'yü çözdüm. Ve hiç vakit kaybetmeden de bana sarılması bir oldu.

Ama neyse ki Ömer elimizde. Yolda adamlarımızdan birini arayıp onu yakalamalarını söylemiştim. Yani şu an da elimizde. Fakat daha Öykü gerçek abisinin kim olduğunu bilmiyor. Ve sanırım artık öğrenme vakti de geldi. Bunu bizimkilerle konuşmalıyım. Bunu daha sonra konuşmayı aklıma not ettikten sonra tekrar arabalara bindik.

Hepimiz bizim eve gelip salonda oturduk. Ben yoldayken sürekli sorup durduğum soruyu tekrar Öykü'ye sorarken buldum kendimi.

"Öykü bak doğruyu söyle, sen iyisin dimi? O Pamir piçi sana bir şey yapmaya kalkmadı dimi?"

Evet, yolda gelirken sayamadığım kadar bu soruyu sormuştum ona. Ve Öykü'den de sürekli aldığım cevabı yine aldım.

"İyiyim Nehir, merak etme sen. Kaç kere sordun bu soruyu. Nolur bir daha sorma Allah aşkına." dedi hem gülerken, hem de sitem eder gibi bir sesle. Diğerleri de gülmeye başladılar fakat ben çok ciddiydim. Cem'de çok sinirliydi zaten. Aklıma gelen şeyle birden herkeste göz gezdirdim. Aradığımı bulamayınca da;

"Cem nerede?" diye bir soru yönelttim ortaya. Benim sorumu Poyraz cevapladı. Hem de gözümün tam içine doğru bakarak.

"Cem, Alas'la konuşuyordu bahçede. O hiç bir şeyi bilmiyor yaa."

Kafamla onaylarken bir 'ohhh' çektim hemen. Neredeyse Ömer'e işkence etmeye gitti falan sanmıştım. Sonuçta o bize kanlı canlı lazım konuşturabilmek için. Poyraz hâlâ benden gözlerini çekmeyince Tuna'da sinirlendi yine. Kıskandı. Onun bu halini görenler, ama bizim sevgili olduğumuzu bilmeyenler de şaşkınca Tuna'ya bakmaya başladılar.

"Eveeet, şimdi gelelim size." diyerek ikimizi eliyle gösterdi abim. Ve ondan sonra da babam, "sizin aranızda ne var? Gerçi biliyoruz ama yine de sizden duymak istiyoruz." diye sorunca hiç bir şey söyleyemedim. Rıfat babaya gözüm kaydığında hiçte merak ediyormuş gibi durmuyordu. Sanki biliyormuş gibi bir hali vardı.

Ben bunun şüphesiyle hemen Tuna'ya çevirdim başımı. O sırada o da zaten bana baktığı için göz göze gelmiş olduk. O da ne düşündüğümü anlamış gibi bana göz kırpıp önüne döndü. İyi ama, Tuna ne ara söylemiş olabilir ki Rıfat babaya.

"Ömer nerede?" ve işte beklenilen soru da geldi Öykü'den. Birbirimize bakmaya başladık. Ama Öykü bir şeylerden şüphelenmiş gibi çatık kaşlarla bakmaya başladı bize. 

"Noluyor size? Neden cevap vermiyorsunuz. Zaten Pamir'in beni neden kaçırdığını da söylemediniz. Ben ona güvenmiştim bee. Arkadaştık biz. Hayır, ne olmuş olabilir de arkadaşını kaçıracak kadar gözü dönmüş olabilir. Söyleyin artık!!"

Biz biraz daha sessiz kaldık. Daha doğrusu nereden başlayacağımızı düşünüyorduk. Fakat bizim sessizliğimiz Öykü'yü daha da fazla sinirlendirince ben de başladım anlatmaya en başından beri. Cem'in beni nasıl tanıdığını, intikamımı alırken bana nasıl yardım ettiğini, Pamir ve Ömer'in almak istedikleri intikamı, ve Ömer'in gerçekte onun ölen abisi olmadığını hatta o kişinin Cem olduğunu ve bunlar öğrenildiğinde ki yaşanan bütün olayları anlattık Öykü'ye. O da bizi hem şaşkınlıkla ama aynı zamanda da gözyaşları eşliğinde dinliyordu.

Üzülüyordu işte. Çocukluk arkadaşı Pamir'in meğerse gerçek arkadaşı olmadığına, ona güvendiğine, sonra Ömer'in onun gerçek abisi olmadığına. Ama en çokta, gerçek abisinin meğersem başından beri aramızdan birinin olduğuna ve onun da bunu bilmek şöyle dursun, hissetmediğine üzülüyordu. Gerçek abisinin Cem çıktığına değil, onun başından beri aramızda olmasına ama bilmemesineydi üzüntüsü. Şu zamana kadar yabancı birini kardeşi sanmasınaydı. Ama yine de inanmadı bizim anlattıklarımıza. Ya da o inanmak istemedi.

İNTİKAM ÇİÇEĞİ (İNTİKAM SERİSİ 2) Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin