"Saçmalama, sana bu kafayla dövme falan yapmam," dedi Azra beni net bir şekilde reddederek. Kol saatine baktı ve ekledi, "üçe geliyor saat. Seni evine bırakacağım," iki adım arkasından sodamı yudumlaya yudumlaya ilerlerken beni kolumdan çekip yanına getirdi ve sanki küçük bir çocukmuşum gibi elimden tuttu. "Nerede oturuyordun tam olarak?"
Bir an sorduğu soruyu algılayamadım ama hemen sonra kafamın içinde kelimeler anlamını buldu. "Ya ben giderim," diye mızmızlandım. "Bostancı metronun dibindeyim zaten. Giderim ben, giderim," sanki programlanmış gibi tekrar ettim.
Azra ilk defa göz devirdi; öyle sempatik gelmişti ki istemsizce kıkırdadım. "Salak salak konuşma, seni bu halde hayatta bırakmam," deyip beni çekiştirmeye devam etti. Caddeden karşıya geçtik ve metroya inen asansörün önünde beklemeye başladık. Huysuzluk edecek gibi olsam da başım çatlıyordu ve çok yorgun hissediyordum; bu yüzden susmayı seçtim. Azra da tatmin olmuş gibi gülümsedi ve elimi daha sıkı tuttu. "Gel," asansörün kapısından içeri girdik. Dış dünyaya dair algıladığım en keskin şey Azra'dan gelen tatlı kiraz kokusuydu. "Parfümün çok güzel," diye itiraf ettim; vay be, açık sözlülüğüm üzerimdeydi. Alkolün vücuduma yaptığı etki yetmezmiş gibi, bir de beynimi ele geçirmesi harikaydı yani!
"Beğendiğini fark ettim, sesli sesli kokladın beni," dedi kıkırdarken. Utançtan yüzüme hücum eden sıcaklığı hissettim. Aferin ya, valla resmen sapık olduğunu kanıtladın artık, diye dalga geçti iç sesim. Neyse ki sarhoştum da durumun rezilliğini yarım yamalak anlıyordum.
Azra ile asansörden indik. İçeri giriş yapacakken akbilini benim için bastı ve ilerlememi işaret etti. Metroya giden yürüyen merdivene adım attığımızda işin içine yükseklik korkum da eklendi ve başım dönmeye başladı. Azra durumu fark etmiş olacak ki hemen önüme geçti ve basamakların yüksekliğini örtmeye çalıştı. Bu hareketine güldüm. "Çok düşüncelisin," diyerek onu iki omzundan tuttum.
"Bana çok şey borçlandın bugün," dedi alayla, "bilseydim bir yudum bile içirmezdim."
Kaşlarımı çattım. "O kadar kötü müyüm ya?"
Omzunda duran ellerime şakayla vurdu ve merdivenden inmek için önüne dönmeden önce fısıldadı. "Hem de nasıl."
Dudağımı büktüm ve arkasından yürümeye devam ettim. Somurttuğumu görünce kolunu omzuma sardı. "Şaka kız, şaka. Ama bir daha içme sen yine de," diye takıldı; sanki gerçekten uyarıyor gibiydi. Beni düşünmesi hoşuma gitti, bu yüzden sesimi çıkarmadım. Metroya bindik. Neyse ki oturacak yer vardı; belli olduğu gibi ayakta duracak halim yoktu ve dengem de pek yerinde değildi. Azra omzuna yatabileceğimi söyleyince başımı boynunun arasına sıkıştırdım. Aldığım güzel parfüm kokusu beni bir kez daha gülümsetti. "Rahat ol, kokla iyice," diye güldü hemen tepemden. Off, bunu hep hatırlatacaktı ve kafam yerindeyken çok daha utanacağıma şüphesiz emindim! Ancak o an için önemsemedim ve kokusunu tereddüt etmeden içime çektim.
On beş dakika içinde Bostancı durağında indik. Aldığım kısa uykunun da yardımıyla alkolün etkisi biraz azalmıştı fakat Azra ne olur ne olmaz diye beni belimden tutuyordu. Hoş, buna da itirazım yoktu tabii ki. "Ben devam ederdim buradan sonrasına," diyecek oldum ama hemen sözümü kesti.
"Olmaz, evine ulaştığını göreceğim," dedi, ardından ekledi, "eee, nereden gidiliyor?"
"Hemen şurası," deyip apartmanlarla dolu siteyle çevrili sokağı gösterdim. Beraber siteden içeri girdik. Mehmet Abi'ye selam vermek istesem de güvenlik kulübesine bakamayacak kadar üşeniyordum. Çocuk parkının önünden C bloğuna doğru ilerlemeye başladık. "Dilruba!"
Adımı duymamla kaşlarımı çatmam bir oldu. Bu sesin sahibini tanıyordum; elbette Asena'ydı. Yine de içimden bir umut karıştırmış ya da yanlış algılamış olmayı diledim. Bize yaklaşan kırmızı saçlı kızı gördüğümdeyse sadece pot kırmaması için dua etmeye başladım. Hiç şanslı biri olmadığımı söylemiş miydim?

BINABASA MO ANG
🍕Vegan Pizza ⚢
Teen FictionYüzümde oluşan sırıtışla arkamı döndüğüm esnada gözüme karşımdaki masada oturan kumral saçlı kız ilişti. Hemen elime sipariş defterini alarak kızın masasına doğru yürüdüm. Bu saatte Pizza Hut'ta tek başına yemek yiyecek kadar ne yaşamıştı acaba? "Ho...