12.3

1.4K 110 7
                                        

Battaniyeye sarılarak Azra'ya yanaştığım gibi sıcacık koynuna giriverdim. O sırada boynundan gelen tanıdık kiraz kokusu bir kez daha beni gülümsetmeyi başardı. Azra'nın gözleri hemen tepemizdeki lacivert göz yüzünü ve onu süsleyen parlak yıldızları izliyordu. 'Dışarısı serin oldu' bahanesiyle içeri girip, sonunda da üst kattaki yatak odasının içinde kalan balkonun tahta zeminine uzanmak için yer yatağı hazırlamak pek bir zekiceydi doğrusu! Neyse ki köşeye Ufo'yu kurmuştuk da biraz içimiz ısınmıştı. Gerçi yanımda o varken buna pek gerek de yoktu ama neyse! "Sivrisineklere yem olduk gibi hissediyorum," dedi Azra, sessizliği bozarak.

"Ne kadar romantik bir cümle," diye alay ettim onunla, "manzarayı izlemek için değer bence. Çok yıldız var," derken gözüm gök yüzünü aydınlatan boyutları farklı ışık taneciklerinde geziniyordu.

Bana döndü ve başıma bir öpücük bıraktı. "Onu boş ver, sen değersin zaten," deyip tekrar yukarı baktı.

Gülümsedim ve sülük gibi iyice yapıştım kıza, sonra ben de onunla birlikte gök yüzünü izlemeye devam ettim. Birkaç saniye geçmişti ki bir kuyruklu yıldız gözümün önünden kaydı gitti.

"Oha! Gördün mü onu?" dedim birden, ilk defa yıldız kaymasına tanık olmanın çocuksu heyecanıyla.

"Evet," dedikten sonra ekledi, "biliyor musun? Aslında onlar atmosfere giren meteor taşlarıymış."

Göz devirdim. "Çok odunsun," diye somurttum sonra da, "insan dilek dileyelim falan der yahu!"

Güldü. "Yavrum, onlar filmlerde anca. Hem dileyeceğim bir şey de yok, istediğim şey şuan yanımda uzanıyor," deyip kocaman sırıttı. Gülünce oluşan gamzelerindeki piercinglerine kaydı gözüm.

"Tamam, affettim şimdi," dedim ve gamzesinin üzerinden öpüverdim. Ona karşı fazla dirençli değildim işte; yelkenlerimi hemen suya indiriyordum.

Pes valla Dilruba, diye söylendim kendime sonra da. Bu vakte kadar nasıl öpmezsin onu şirin gamzelerinden?

"Piercinglerin acıtmadı mı?" diye sordum hazır aklımdan geçerken. "Annemle göbeğimizi deldirelim falan diyorduk da yemedi hiç."

"Hayır, kendim deldim," deyince gözlerim irileşti. Bu nasıl bir cesaretti? "Acı eşiğim yüksektir zaten."

"Sen de bir bana dövme yapmadın yani," diye triplendim lafının üzerine.

Azra yorulmuş olacaktı ki eliyle ağzını örterek esnedi ve kolunun üzerine yaslanıp bana döndü. "Yaparım bir gün," dedi gülümsemeden önce de, "uyusak mı?"

Ben de gülümsedim. "Olur. Sözünü de aldığıma göre," bana dövme yaptığının düşüyle dudağımı ısırdım.

Yaklaşıp dudaklarıma kısa bir öpücük verdi ve sıcak elleriyle yanağımı okşadı. "İyi geceler, bebeğim. Seni seviyorum."

"Ben de seni seviyorum, iyi geceler," dedikten sonra gözlerimi kapattım ve kendimi ateş böceklerinin sesiyle beraber uykuya bıraktım.

Sahurda uyanmaya üşendiğimiz için güneş ışığının gözüme çarpmasıyla gözlerimi açtığımda Azra hala yanımda yatıyordu. Kırpışan kirpiklerini ve sakince nefes alışverişini izlemeye koyuldum ve neredeyse dakikalar boyunca yalnızca onu seyrettim. Öyle huzurlu uyuyordu ki onu uyandırmaya kıyamadım ve yerimde sessizce toparlanıp ısıtıcıyı kapattım, ardından Azra'nın üzerinden açılmış battaniyeyi tekrar omuzlarına örttüm. Yatak odasına girdikten sonra merdivenlerden aşağı indim ve tahta merdivenlerin ardında duran bisikletlerin destek çubuğunu çekip onları ev kapısından çıkışa giden bahçeye çıkardım. O sırada telefonumu elime aldım ve anneme mesaj atmak için What's App'e girdim; gerçi şuanda şezlongda uzanıp güneşleniyor olabilirdi ama her neyse! Hayırlı bir kız çocuğu olarak ona mesaj yazdım.

Ben:
anniş günaydın💖
biz Azra ile oruç tutalım dedik
şimdi bisikletle turlamaya gideceğiz

Hayret edici bir şekilde cevap geldi hemen.

Annem♡:
Günaydın😘
Dikkat edin kuzum
Biliyorsun başına gelenleri
biz de Gümüşlük'te kahve içmeye geldik 😄

Güldüm ve ona cevap verip telefonu cebime koydum.

Ben:
ay hatırlatma
neyse size de keyifli gezmeler😘

Daha sonra alt kattaki depodan tekerlek pompasını aldım ve geri dönüp bisikletlerin tekerleğini şişirmeye başladım.

"Günaydın, güzelim," tanıdık sesini hemen arkamda duyar duymaz omzumun üzerinden Azra'ya döndüğümde kapı eşiğine yaslanmış, beni izliyordu.

"Günaydın, sevgilim," diye gülümsedim ona ve tekerleklerin şiştiğine emin olduktan sonra ayağa kalkarak dizlerimdeki tozları silkeledim. "Bisikletler hazır."

Gülümsedi. "Çok dakiksin valla," derken yanıma yürüdü ve kırmızı bisikletin üzerine oturdu. "Sürelim bari. Sabah yaban domuzları olmuyordur buralarda, değil mi?" dedi ve kıkırdadı.

Güldüm. "Pek rastlamadım ama olur da karşılaşırsan ya da homurdanma falan duyarsan hemen geri istikamete doğru sür, çok hızlı dönemiyorlar," diye uyardım onu burada edindiğim tecrübelerden kazandığım engin bilgilerimle. "Ya da olmadı ağaca falan tırman. Bir kez saldırmışlardı; kuzenimle ağaca çıkmıştık da vazgeçmişlerdi sonunda." Korkunç anım gözlerimin önüne gelince yüzümü buruşturdum.

Azra -her zamanki gibi- rahat bir tavırla beni anlarcasına başını salladı ve bisikletinin destek çubuğunu itip pedalları çevirmeye başladı. Ben de evin kapısını kitledim ve anahtarı aldıktan sonra gri bisikletin selesine oturup onun ardından sürerek evin dış kapısından yola çıktım. Azra ile sağ taraftan dümdüz gitmeye devam ettik; öteki yön biraz tepelikti ve dönüşünde baldır kası yapmamız muhtemeldi. "Durusu Gölü'nü duydun mu?" deyip ona döndüm. "Terkos Gölü de deniyor. Sitenin içinden gidişi var."

"Coğrafya dersinde geçiyordu sanırım," diyerek güldü Azra, "gidelim madem. Kaptan sensin," derken omuz silkti. Böylece yolun sonunda göbekten dolaşıp Durusu Gölü'ne doğru ilerlemeye başladık. 

🍕Vegan Pizza ⚢Where stories live. Discover now