6.1

2.2K 182 42
                                        

Son sınavımın olduğu amfiye ilerlerken bir yandan elimde tuttuğum notlara göz atıyordum; okulun karşısında bulunan fotokopiciden Merve'nin yolladığı tüm notların çıktısını almıştım. Aslında oraya kadar yürüyüp -ki bu ring durağına gidip beklemek ve okuldan çıkıp karşıdan karşıya geçtikten sonra birkaç metre daha ilerlemek demekti- bacaklarımı yormama gerek yoktu ama fakültedeki fotokopici yemek arasındaydı ve gelmesini beklesem de muhtemelen beni başından savmaya çalışacaktı. Adam bir keresinde insafa gelmiş ve önce "sırada bekleyen var," deyip sonra -hayal kırıklığıyla dolu suratımın halini görünce olsa gerek- acıyarak "tamam gel, halledeyim ama başka kimse istemiyorum," demişti! Herhalde sevap kazanmak daha çelişkili olamazdı!

Amfiye girdim ve notlarımı kolumun altına sıkıştırıp ön sıralardan bir yere oturdum. Merve beni görünce el salladı ve oraya gelmemi işaret etti. Gidip yanına oturdum, öteki tarafında Şeyda ve Melike oturuyordu. İkisi de çalışkan tayfadandı ve önlerinde çıkardıkları notlar vardı. "Çalışabildin mi? Yazım çok kötü ama anlamışsındır inşallah," dedi Merve gülümseyerek bana dönüp. Siyah, kısa ve küt kesilmiş saçlarını kulağının arkasına sıkıştırmıştı ve her zaman renksiz lenslerini takmasına rağmen bugün gözlük kullanıyordu; bu yüzden ela gözleri daha bir iri görünüyordu. Cevap vermediğimi fark edince gülümsedim. "Yok yok, güzel yazın var ya. Okuyabildim hepsini gayet," diye sırıttım.

"Helal olsun valla, benim okuyacağım diye canım çıkıyor," dedi Melike hemen Merve'nin yanından kafasını uzatarak.

Güldüm. Birkaç dakika ders üzerine konuştuk, sonra telefonumu kontrol ettim. Üç tane yeni gelmiş mesajım olduğunu görünce sınavın başlamasına beş dakika kala hemen açtım.

Azra Sezgin:
başarılar sevgilim😙

Azra Sezgin:
ben şimdi dışarı çıkıyorum

Azra Sezgin:
özgelerle patene gidiyoruz haberin olsun💋

Off yani Azra'dan aldığım mesajların ardından bir kere de aklım başka yerde kalmasa olmayacaktı! İlla meraklanmamı sağlıyordu. Neyse, diye düşündüm. Sınav bitsin, ararım hemen.

"Daldın gittin, Dilruba," diyerek güldü Merve. "İyisin, değil mi? Bak, kaç gündür ortada görmüyorum zaten seni, korkutma beni."

Merve ile fazla samimi değildim ama o herkesle samimi olan biri olduğundan gülmekle yetindim. "Yok, iyiyim ya. Fazla konu olunca beynim yandı sadece," diye dalga geçtim.

"Aman endişelenme," dedi Şeyda omuz silkip; ne zaman "fazla takma ya," dese en yüksek notu o alırdı halbuki. "Ben de pek çalışamadım."

Yalancı, diye geçirdim içimden istemsizce. Adım kadar emindim ki çalışmaya haftalar önce başlamıştı ve her satırı ezbere biliyordu.

"Hayırlısı artık," deyip önüme gelen kağıdı aldım ve fazlasını arka sıraya uzattım. Sınav başlayınca önüme gelen kağıda aklıma gelen ne varsa yazdım. Sınav esnasında aklım ara ara Azra'ya gitmişti; öyle ki bir an için onun ismini yazacak gibi olmuştum.

Deli misin nesin ya, diye sinirlendim kendi kendime. Demiştim işte! Bu huyumdan nefret ediyordum; her şeyi sürekli tekrar tekrar düşünüyordum.

Sınav kağıdını -üzerinde fazla kurcalama yapmadan, ki bu genelde doğrularımı götürmekten başka bir şey yapmazdı- sınav salonunu takip etmekle görevli asistana uzattım ve fısıltıyla kızlara başarılar ile iyi tatiller dileyip amfiden çıktım.

Elim hemen telefonuma gitti ve hızlı aramadan Azra'nın numarasını buldu. Telefon çalmaya başladı. Çaldı, çaldı ve tam kapatacakken açıldı. "Alo."

"Azra?" Gelen ses pek tanıdık olmadığından ismini seslenme gereği duydum.

"Ben Çağla, Azra pratik yapıyor," diye yanıtladı yabancı sesin sahibi.

Kaşlarımı çattım. Bu kız neden telefonunu başkasına teslim ediyordu ve teslim alan kişi neden aramaları yanıtlıyordu?

"Azra'yı alabilir miyim?" dedim uyumlu bir tavır sergilemeye çalışırcasına.

"Tabi, bir saniye," dedikten -söylediği gibi- birkaç saniye sonra Azra'ya seslendi.

"Efendim canım," demeden önce Çağla isimli kızla gülüştüler; muhtemelen yakın arkadaşıydı ve ben yine abartıyordum ama Akrep burcuydum; elimde değildi! "Çağla'nın internet paketi bitmiş, benimkini yiyordu," diye açıkladı merak edeceğimi önceden tahmin etmiş gibi.

Güldüm. "Bir şey olmadı ya, sadece merak edip aramak istedim," diyerek minibüse bindim ve cebimde duran bozuklukları şoföre uzattım. "Nasılsın? N'apıyorsunuz?"

"İyiyiz. Ne zamandır paten yapmıyordum, Özgelerle yapalım dedik. Sahilde Çağla ile karşılaştım sonra işte. Bir yerde otururuz, çok geç olmadan da eve geçerim. Senin sınav nasıldı?"

Ayakta zorlukla durmaya çalışırken direğe sıkıca tutundum. Şoför yine önüne gelene saydırıyordu; halbuki tek yönlü sokağa sapan kendisiydi. "İyiydi, idare eder. Eve gitmeye çalışıyorum şimdi. Vardiyam var, Kadıköy'e geçeceğim. İnince sana döneyim mi? Yuvarlanmak üzereyim," deyip kendi halime salak salak güldüm.

"Tamam, dikkatli ol," tam kapatacakken ekledi, "ha bu arada, müşterilerine dikkat et, sevgilim, belki seni görmeye gelirim," kıkırdadı. "Hadi öptüm dudaklarından kocaman."

Telefon araması sonlanınca yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamadım; ardından dikiz aynasındaki yansımamla göz göze geldim ve hemen kendime çeki düzen verdim.

Allahım ya, yanımdaki yaşlı amca hala tip tip bana bakıyordu! Ne var yahu? Öğrenciyiz diye ağlayacak mıyız?!

🍕Vegan Pizza ⚢Where stories live. Discover now