6.0

2.2K 184 20
                                        

İstanbul'a döner dönmez yaptığım ilk şey eve gidip annem ve kedim Tekila ile kucaklaşmak olmuştu. Azra sınavlarımın olacağını bildiği için beni kocaman öpmüş ve evime kadar bırakmıştı. Yol boyunca da farklı sayılır bir şey yapmamıştık zaten; biraz radyodan müzik dinlemiş, sevdiğimiz parçaları konuşmuş -ki onun yabancı müzik ile arası olduğunu da o anda öğrenmiştim; bu güzeldi yani, sonuçta ilgi alanım, İngilizce başta olmak üzere, yabancı dillerdi!

Azra Sezgin:
eve girdin dimi?

Gelen mesajı açtığımda gülümsedim. Beni sitenin girişine kadar bırakmışlardı ve bu konuda utanmasa güvenliğimiz Mehmet Abi'ye bana göz kulak olmasını söyleyecek kadar endişeli gibi görünüyordu.

Ben:
evet sevgilim👼

Azra Sezgin:
aferin😏

Sırıtarak telefonu bir kenara koyduğum esnada annem imalı bakışlarını üzerimde gezdirirken yanıma oturdu. Elinde her zamanki limonlu bitki çaylarından vardı. "Aç mısın?" diye sordu, "gerçi birileri sanki aşka doymuş gibi ama," deyip güldü.

"Anne ya!" Kıkırdadım.
O da güldü. "Ama gerçekten açsan deden Tokyo'dan buraya gelmeden önce halamdan Japon yemeği getirmesini istemiş. Onigiri de var, seviyordun sen," dedikten sonra çayından yudumladı.

Ayy cidden çok seviyordum o pirinç toplarını!

"Hadi ya! Valla hayır demem, biliyorsun," deyince annem çay bardağını tepsisine geri bıraktı ve ayaklanmadan önce bana döndü, "gelince damadım hakkında bir şeyler öğrenirim umarım," diyerek göz kırptı ve mutfağa doğru yol aldı.

Annemden de bir şey kaçmıyordu hiç yahu! Hem ne damadından bahsediyordu? Eh, doğru ya, doğru. Kızının yönelimleri hakkında bir şey bilmiyordu daha, ki kızı da bunu bir türlü söyleyemiyordu. Hazır şansım da varken, birden laf arasında söylesem de kurtulsam ne olurdu ki? Annem arkadaşım sayılırdı! Ayrıca bir defasında televizyonda denk geldiğim romantik komedi dizisini izlerken iki kızın öpüştüğü sahnede yanımdaydı ve hiç gıkı çıkmamıştı! Tamam, bu pek de elle tutulur bir neden sayılmazdı ama cıkcıklayabilir ve kanalı değiştirebilirdi sonuçta, değil mi?

Annem elinde bir tabak Onigiri ile döndüğünde düşüncelerim sadece birkaç saniyeliğine benden uzaklaştı. "Soya sosu yanında duruyor," diyerek tabağı kucağıma uzattı ve tekrar yanıma geçti. Gözlerinde beklenti dolu bir bakış vardı. Annem ağzımdaki baklayı çıkarmamı istiyordu.

Nori ile sarılı pirinç topundan bir ısırık alarak zaman kazanmaya çalıştım. "Şey ya, yakın bir arkadaşımdı sadece," dedim bir yandan çiğnerken.
"Adı neydi?" deyip çayını tepsiyle beraber eline aldı. "Etiketlendiğin fotoğrafı gördüm; yüzü çok temiz, iyi birine benziyor."
Bir anda kafam karıştı ve kaşlarımı çatıverdim. Kimden bahsediyordu? Fotoğraf da nereden çıkmıştı şimdi?
"Hangi fotoğraf?"
"Instagram'da etiketlenmişsin. Sazova Parkı'ndasınız," diye hatırlatmak istercesine açıkladı. Böylece jeton da düşmüş oldu. Fotoğraf hakkında hala bir fikrim olmasa da annem damat diye Kerem'i benimsemişti!
"Ha o," diye geveledim. "Yok anne ya, düşündüğün gibi değil. Yakın arkadaşlarım sadece," deyip stresli stresli pirinç topundan irice bir ısırık kopardım.

Annem pek inanmışa benzemiyordu ama 'öyle olsun' dercesine başını yana eğdi ve çayını yudumlamaya devam etti.

"Neyse, ben odama kapanayım. Yarın sınavlarım var, malum," dedikten sonra telefonumu da alıp hızlıca ayaklandım. Şu kitabı yolda okuyarak bitirmiştim en azından. Merve'nin yolladığı notlara bakar, sonra da sohbet etmek için Azra'yı arardım.

"Kaç bakalım, sinsirella seni!" diye gülerek seslendi arkamdan annem, "annenim ben annen, kandıramazsın beni!"

🍕Vegan Pizza ⚢Where stories live. Discover now